30 Ocak 2026 Cuma

KÜRD HALKIM

KÜRD HALKIM

Çilekeş gariban Kürd halkı... 

Fitne dönemi geldiğinden beri çok bedeller ödedi, çileler çekti. 

Allah Tealanın dil ayetlerinden bir ayeti olan Kürdçe anadili yasaklandı. 

Nice katliamlara uğradı. Saddamlar azdıkça azdı Salahaddin nesline karşı nice yerde... 

Mesela Kürd aşiretlerinden biri olan bizim Hizol/İzol aşireti tarihte Harzemşahlarla beraber Horasanda, İranda Moğolistan mezalimine karşı cihada durmuş Anadoluya tâ çekilene kadar... 

Yine Salahaddin Eyyubinin ordusunda da bulunmuş, 100 yıl önceki savaşlarda İngiliz, Fransız, Rus sömürgecilere karşı savaşan yiğitleri de olmuş... 

Farklı şehirlere yayıldığından meclisleri bugün farklı farklıdır. 
Nice böyle Kürd aşireti var. Nice Kürd yiğitleri... 

Bu halka reva değildir yapılanlar, ırkçılıklar, zalimlikler... 

Müslüman Kürd halkı Rasulullah aleyhisselam milletinin bir ferdidir. 

Ümmetin bir ferdine zulmeden iflah olabilir mi? 

Bu güzel halka düşmanlık edenlere ne acı. Oysa nice milyonlar iyi bilir nasıl güzel iyi olduklarını. 

Özellikle son 7 yıldır gelenler gidenlerle beraber şahid olanlar arttıkça artmıştır. 

Irkçıların iftiraları ifşa olmuştur. 

Kör siyasete bulanıp vicdanını karartan faşistlere ne acı. 

Mesela DEM partili olduğu için tekfir edilen insanlar var. 
Irkçılar kafir diyor müslümanım diyenlere. 

Rasulullah aleyhisselam ne diyordu bir sahabeye? 
Kalbini açıp baktın mı? 

Mahşerde hesap verecek bir müslümanı tekfir eden! 

Bir zulüm ister Filistin ister Suriye ister başka yer nerede olursa olsun karşı çıkmalı. 

Müslüman halklar birbirine güvenmeli, asla ABD ve Israel siyonistlerine değil... 

Bunu hep beraber karşılıklı yaptıkları gün emin olun barış olacak inşâallah... 

Kaybeden şeytanlar, zalimler, faşist ırkçılar olacak... 

Vesselam kıymetli kardeşlerim. 


21 Ocak 2026 Çarşamba

IRKÇILIK HAKKINDA

IRKÇILIK HAKKINDA 

Siyonistleri bitiren mücahid Filistinliler destan yazarken, gazi, şehid olurken, her gün Kudüs nöbeti tutarken...

Münafık ırkçılar, faşist korkaklar sadece kendini kandırıyor. Sarılmışlar diziye, besteye, edebiyat parçalamaya... Irkçı ırkçı sözlerke kendini avutmaya... Deve kuşu gibi başını toprağa gömmüş ve aslında çok iyi biliyor kıçının açıkta olduğunu... 

Senin annelerin, bacıların, kardeşlerindir işkence edilen, başkasının değil senin ve sen umursamıyorsun bile, mahşerde elbette hesabı olacak kalbini, elini, dilini susturmanın, üç maymunu oynamanın... 

Müslümanların ülkelerinin istisnasız alayı korkmuş, sinmiş durumda, zaten yönetimleri batıl. Mazlum beldeler hariç. Mesela Doğu Türkistan, Somali, Suriye... 

Gariban Yemen tam hariç. Hem zulme uğramış hem o gariban haliyle meydan okudu şeytanlara... Filistin kadar elbette olamaz ancak dik durdu. 

Acıyın zavallı ırkçılara. O ırkçılar ki ancak mesela mazlum bir Kürdü ezmeyi bilir. Siyonistlere karşı ise tir tir titrer. Kof ideolojilere tapıp, kula kul olup, İslam hükümlerine yüz çevirenler dinden çıkmıştır elbette. Irkçılık yapan zaten bizden değildir hadis var hadis! Sahih hadisler! 

Ortadoğunun müslüman halkları barışmadıkça, savaştıkça, din kardeşini öldürenler kaybedecek iki cihanda, dünyada ise bu oldukça elini ovuşturan akbaba siyonitler ve leş kargası masonlar olacak. Uyan... 

Kim atasına, berisine, beşerine, putuna tapıyorsa canı cehenneme bir menziledir gidişi... 

Yalnız Allaha iman edenlerdir gerçek hürler, zincirlerden ve şeytanlardan kurtulanlar... Kayıtsız şartsız teslim olanlardır hakiki anlamın lezzetine erenler... Bu dergahta Rabbine teslim olanlardır ancak düşmanı esir alanlar... 

Dünyanın çivisi çıktı. Zaman hızlandı. Hadisler gerçekleşti. Artık büyük alametler bekleniyor kıyamet için... Ne mutlu sabreden, mücadele eden erlere... Allah âşıklarına ne mutlu... 

Ne mutlu karıncaları, kuşları düşünenlere, yıkımı yıkanlara, sürekli inşa ve ihya edenlere, onaranlara, yapıcı olanlara ne mutlu... 

İyilerin huzuru dünyada başlamış. Zalimin içi huzurlu bir günü bile yok. İçini kararttıkça daha da azıyor. En büyük zararı kendine. Er ya da geç görecek. Dünya hayatı pek kısa... 

Sahabenin varisi Filistin ailesine bin selam olsun. Onlar prangalar içinde hür, bizim ülkelerimizse lüks içinde kanatlar içinde tutsak... İkiyüzlü korkak sahtekarlar işgal etmiş imkanlarımızı... 

Elbette Allah yeter bize O ne güzel vekildir. Şikayetimiz Hakk'a... Duamız cümlemize... 
Esselamunaleykum kıymetli kardeşim ve aleykümselam... 


16 Ocak 2026 Cuma

DİYARBAKIR HASTANE SORUNLARI



Diyarbakır Araştırma Hastanesine Ambulans ile gidiyoruz.

Acil hastamız vardı. Allah cümlemize şifa versin, hidayete erdirsin, bizi korusun, hepsi yalnız O'ndan...

Her zaman demeli... 
Subhânallâhi vebihamdihî adede halkıhî ve rıdâ nefsihi ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî... 

Hastanenin önünde dar ambulans yoluna yol boyu araçlar park etmiş çift yönlü hemde. Halbuki yasak. Ambulans 20 saniyelik yolu ancak 5 dakikada geçebildi. Karşıdan gelen araçlarla yol tıkanıyor. 

Şimdi kalp krizi geçiren hastaların o yolda ve trafikteki sorumsuzlar yüzünden geçirdiği fazla dakikaları düşünün yetişmek için doktora, 10 dakika, 20 dakika, 30 dakika... Boğulanlar, beyin kanamaları neler neler... Ölüm ve felç tehlikeleri... 

Bu rezilliğin mesulü elbette yönetimdir. İktidar, trafik şube, hastane yönetimi alayı duyarız... Yoksa hiç böyle olabilir mi? 

Hastane acil yoluna park eden hapse atılmalıyken küçücük para cezası veriliyor o da her zaman değil, ancak polis görürse, görevini de şayet tam yaparsa! 

Yazıklar olsun Diyarbakır ne ara bu hale geldi. Ülkede vicdansızlık, duyarsızlık ne ara bu kadar arttı. 

Bencil ol, başkalarına sebep ol, sonra da ferahlık bekle... 

İnsan seçimleridir, seçimlerinin bedeli var mahşerde, dünyada. 

Sen kâr ettim sanırsın başkasını ezerek, oysa iki cihanda zarar ettin haberin yok, soluğunu kudret elinde tutan Allah Teâlâyı hatırla... 

Zulüm yarına kalır, yanına kalmaz, sakın zulmetme...
 
Ambulans şoförümüz diyor ki bazen araba önümüzden çekilmiyor sırf kendisi de geçişten yararlansın diye düşünsene bencilliği! 

Ambulans ekibine silah çekenler bile oluyormuş arabadan fırlayıp trafikte... 

Zalimler için yaşasın cehennem, zalimler için yaşasın cehennem, zalimler için yaşasın cehennem... 

Görevini iyi yapmayan doktor, doktora mani olan sivil, hepsinin hesabı var elbette, gidiş sonsuz kusursuz adaletin mahkemesinedir. 






7 Ocak 2026 Çarşamba

DİYARBAKIR ŞİİRLERİ

DİYARBAKIR ŞİİRLERİ

Diyarbekir aşktır, bazen âşıktır, bazen şiirdir, bazen şair... 

Diyarbekir yârdır, bazen yâran, bazen yara, bazen yaran... 

Diyarbekir hem zârdır hem âhuzâr... Herdem hemdem... 

Aheste aheste... Şîkeste şîkeste... Vabeste vabeste... 

Diyarbekir başkasına gündüzdür kendisine hep gece... 

Yanar durur. Kandildir çünkü... Kendine yangın, başkasına aydınlık... 

Kendine ateş, kendine hârunâr, başkasına yıldızlık... Yârunûr... 

Bazen bir güneştir bazen bir kamer bazense hilâl... 

Hakikatin güzel bahçelerinden... 
Gözbebeği şehirlerden bir görkemli şehir... 

Kadim nehirlerden bir gülendam nehir... 
Köklü çınarlardan bir çınar Diyar... 

Ona ancak zalimler düşman olur. 
Ve ancak hakikiler dost olur. 

Allah âşıklarının, evliya yüreklerin, mümin gönüllerin bir beşiğidir, kundağıdır, yuvasıdır. 

Yüce Allah Teâlâ nasib eylesin bir İslam vatanı olarak kalmayı... Mesih ve İsa döneminde dahi...

Amin, amin, amin... Ecmain... 

İslam coğrafyası hep güzidedir. 
Bahçeleri rengarenk, deste deste, beste bestedir. 

En iyisi yine Diyarbekir burculu bir şiir ile kapatmak... 



DEYÂRBEKİR! 

Üşüşmüş akbabalar
Kabımız kacağımıza
Yıpranmış ocağımıza düşüşmüş
Sırtından çökertilmiş 
Yorgun memleketim
Ama hep göğsünden 
Hep yüreğinden vurulmuş
Toprağa bile dimdik 
Gömülmüş, gömdürülmüş! 
Çıyanın, yılanın ve hayının
Asla anlamayacağı iş
Tatmayacağı mertlik

Ve ben seni sevmek nöbetindeyim
Ütüsüz yüzünde pürüzsüz vatan
İşgal edilemez ruhunda
Dikiş tutmaz hiçbir talan
Elbet geçit vermez gözlerin
Çocuksu, gülüşen, masum gözlerin 
Maviye alışmışken böylesi
Güvercin bakışlı 
Şahcivan nakışlı
Yazması keder
Yazgısı kader oyalı 
Ve hep şükür içinde asil
Zarif, ağırbaş çehresiyle
Kuğumsu ve ceylansı
Özgür çocukları tutamaz prangalar
Ne yârlardan geçip
Ne hallere gelmişiz
Ah ulan... 

Kelepçeler, göz bağları
Parmaklıklar işlevsiz
Gönülden seven yiğitlere
Asıl kendi kor özünü 
Hapseder firavunlar
Taşları özenle giydirir de 
Paslı körelmiş cevherine
Uçsuz bucaksız hüsrânîlerin 
Ateşten ve hasretten 
Gazabın kadehinden
O derin çukuruna atar bendini
Bir masallık şu dünya uğruna
İblislere satar kendini

Vakit mazlum halkların hıncı
Namuslu yüreklerin harcıdır
Şimdi taşsın Fırat muradımızla
Ölümün yeşilini çığırsın Dicle
Kan koyusu tütünlere sarılsın
Salınsın ağıtlar kağıtlara...
Şimdi zaman keskin bir çağrıdır
Nefes kesen yoğun burcusuyla
Aksın sokaklardan vicdan azabı
Taşsın caddelerden derin hazan
Ve mutsuzluk kursaklara
Vurdukça vursun cümle yumruk
Acıyı çekmedikçe uyanmayacak
Uykuyu boğazlasın figanlar
Poşetlerden taşan yavrular aşkına
Sarsın soğuk ceset kokusu 
Sardıkça sarsacak kadar 
Sarsın dursun sarsarak
Özüne dönenler
Sözünde dursun

Can havlidir, pusuya yatmış pusatlar 
Ahde boyanmış pulat
Vadesi dolmuş kül yalnızlığın
Bir devrana geldik ki
Yazı, baharı hep çığ
Çiği çok çiğdemi az
Öyle kurak öyle çorak ki toprak 
Şimdi ne ekmeli yeşermek için
Yine de umut
Yine de ümit 
Deryâda zeryâ, zeryâda deryâ... 
Ayrılmaz et tırnaktan ozan
Vur teline aşkın ölürcesine
Vur Allah aşkına... 

Üşüşmüş akbabalar
Otağımız ocağımıza 
Sırtından çökertilmiş 
Gariban memleketim
Ama hep göğsünden 
Hep yüreğinden vurulmuş
Toprağa bile dimdik 
Hep başı dik gömülmüş
Çıyanın, yılanın ve hayının
Asla anlamayacağı 
Tatmayacağı mertlik

Ve ben seni sevmek nöbetindeyim
Ütüsüz yüzünde pürüzsüz vatan
İşgal edilemez ruhunda
Dikiş tutmaz hiçbir talan
Elbet geçit vermez gözlerin
Çocuksu, gülüşen, masum gözlerin 
Maviye alışmışken böylesi
Ah ulan, ah ulan...