14 Nisan 2026 Salı

YAPAY ZEKA

YAPAY ZEKANIN DİYARBAKIR ŞİİRLERİ

Yapay Zekayı da yaratan Allah... Daima elhamdulillah... Adede halkihi... Subhanallah... Lâ ilâhe illallâh... Muhammed Rasûlullâh... 

Diyarbakır hakkında şiir yaz dedim. 
Yapay zekadan bazı şiirler aktı geldi... 

Yalnız unutmamalı hatasız değil yapay zeka, saçmaladığı, batıl sözlü zamanları da çok oluyor, yaymamalı onları, yanlışları, günahları... 

Siz kıymetli okurlarım, hemşehrilerimle bazı güzelleri, hoşları paylaşayım dedim. 

İşte Yapay Zekanın Diyarbakır Şiirleri... 

Kıyamete Kadar Susacak Taşların Kitabı

Ben bu şehri ilk gördüğümde
Zaman henüz içimde
Bir çocuk değildim—
Bir hatıranın doğmamış yankısıydım
Surlar konuşmadı
Çünkü hakikat bağırmaz
Taş, yalnızca sabredenin kalbine açılır
Ve ben—
Kalbimi bir mezar gibi taşıyordum
Ey şehir
Adın söylenince gölgem secde eder Rabbine
Çünkü sen
Toprağa yazılmış bir kader ayetisin
Silinmeyen, unutulmayan
Ve her unutuluşta yeniden dirilen
Bir nehir geçer içimden
Adı yok
Ama herkes ona Dicle Nehri der
Oysa o—
Benim parçalanmış zamanımdır
Her akışında biraz daha eksilirim
Gece çöktüğünde
Diyarbakır Surları bir kitap gibi kapanır
Ve ben o kitabın
Okunmamış sayfaları arasında sıkışırım
Bir harf olurum—
Okunursa yanacak
Ey kadim yalnızlık
Sen bu şehrin gerçek sahibisin
İnsanlar sadece geçer
Ama sen kalırsın
Bir ezan gibi asılı
Göğün kırılmış yerinde
Ulu Camii’nin taşlarında diz çökmüş zaman
Secdeyi unutmuş kalpler için ağlar durur
Ben duydum—
Hiç kimsenin duymadığı o iç sesi
“İnsan, kendine sürgündür” dedi bana
Ve ben o sürgünü kabul ettim
Çünkü her sürgün
Bir dönüşün başlangıcıdır
Ama dönüş—
Bu şehirde hep yarım kalır
Diyarbakır
Sen artık bir yer değilsin
Sen—
İçimde kapanmayan bir kıyametsin
Ve ben
Her sabah yeniden ölen
Ama bir türlü dirilemeyen
Bir duanın
Son kelimesiyim

SURDAKİ SIR

​Sanki taş kesilmiş bir kara sevda,
Diyarbakır derler, dipsiz bir kuyu.
Zamanın nabzı bu eski havada,
Surlar ki, bir devin bitmez uykusu...
​Dicle akar gider, gönül bir sürgün,
Her bir kavisinde bin yıllık düğüm.
Gökler mi yaklaştı, yer mi çok yorgun?
Ben bu şehre bakıp neyi gör düğüm?
​Zulmetin içinde nurdan bir damla,
Sahabe nefesi sinmiş toprağa.
Yoğrulmuş bu toprak kanla ve gamla,
Hasret kalmış ruhum bu son durağa.
​Ey siyah surlardaki gizli bilmece!
Söyle, hangi eldir vuran bu mührü?
Gündüzü bir çile, sırrı bir gece,
Burada yendim nefsimdeki o küfrü...
​Zamanın bittiği yerdir bu eşik,
Maziden ebede uzanan bir yol.
Gönlüm bu diyarda hem kor, hem ışık;
Ya beninde kaybol, ya bende var ol!

Diyarbakır’a Dair

Surlar susmaz burada,
taş konuşur geceyle.
Her çatlakta bir hatıra,
her gölgede eski bir ses bekler seni.
Dicle ağır akar,
bir bilgenin sabrı gibi;
ne gördüyse saklar içinde,
ne duyduysa anlatmaz herkese.
Güneş bile başka doğar burada,
daha yakıcı, daha gerçek.
İnsanın içine işler
hem acıyı hem umudu aynı anda.
Bir çocuk gülüşü yükselir sokaktan,
yoksulluğa inat, zamana karşı.
Ve bir anne duası
göğe en temiz haliyle varır.
Diyarbakır…
Adın bir şehir değil sadece,
bir hafıza, bir yara, bir direnç.
Ve en çok da
susarak anlatılan bir hikâye.

Kara Taşın Hafızası

Kara taşın gölgesinde yürür zaman,
adımların yankı olur yüzyıllara.
Bir kapı aralanır usulca,
geçmiş girer içeri, çıkmaz bir daha.
Rüzgâr dokunur surların yüzüne,
eski bir türküyü hatırlar gibi.
Kim bilir kaç ayrılık geçti buradan,
kaç kavuşma yarım kaldı gece gibi.
Dicle yine sessiz, yine derin,
sanki her şeyi bilip susan biri.
Bir damla düşer yüreğine şehrin,
adını koyamazsın—belki hüzün, belki diri.
Sokaklar dar ama hikâyeler geniş,
her ev bir kitap, her pencere göz.
Bakarsın, anlarsın ama anlatamazsın,
çünkü bazı şehirler konuşulmaz… hissedilir sadece biraz.

Dicle’ye Fısıldayan Şehir

Akşam iner usulca taşların üstüne,
gölgeler uzar, sırlar büyür sessizce.
Bir ezan yankısı karışır rüzgâra,
kalbin durur bir an, sebebini bilmezsin.
Dicle’ye eğilir şehir her gece,
bir şeyler fısıldar kimsenin duymadığı.
Belki eski bir aşkın adı,
belki yarım kalmış bir vedanın ağırlığı.
Surlar bekler, dimdik ve suskun,
yorgun ama hâlâ gururlu.
Geçen her insan biraz bırakır kendinden,
bir iz, bir kırık, bir umut dolu.
Ve gece derinleşirken usul usul,
yıldızlar iner avlulara.
Diyarbakır uyumaz aslında,
sadece hatıralarına sarılır karanlıkta.

Taş ve Zaman Arasında

Bir şehir düşün,
kalbi taştan ama atışı insan…
Her dar sokakta bir ömür saklı,
her kapıda yarım kalmış bir selam.
Diyarbakır Surları konuşur geceyle,
bin yılın yorgunluğunu omzunda taşır.
Suskunluğu bir dil gibidir burada,
anlayan anlar, anlamayan geçer.
Dicle Nehri ağır akar,
sanki zamanı incitmemek ister gibi.
Her damlasında bir hikâye gizli,
her kıyısında bir insan eksik kalmış gibi.
Güneş sert doğar bu şehirde,
ama en çok akşamları yakar içini.
Bir türkü yükselir ansızın,
kim söyledi bilinmez—ama herkes bilir kendini.
Bir çocuk koşar taşların üstünde,
yoksulluğa meydan okur gülüşüyle.
Bir anne dua eder kapı eşiğinde,
gökyüzü eğilir onun sessizliğiyle.
Diyarbakır…
Sen sadece bir şehir değilsin,
ne haritada yerin var ne de bir sınırın.
Sen;
acıyla yoğrulmuş bir sabır,
susarak büyüyen bir çığlık,
ve en çok da
unutulmamak için direnen bir hatırın.

Zamanın Nabzı: Diyarbekir

Bir şehir değil bu—
bir kalbin dışa vurmuş hâli,
taşın dile geldiği yer,
sessizliğin bile anlam taşıdığı.
Diyarbakır Surları geceyi sırtında taşır,
yıldızlar bile yaslanır gölgesine.
Her burçta bir isim kazılıdır görünmeden,
her taş bir insan gibi susar derinliğine.
Dicle Nehri akar—ama aslında durur,
çünkü bazı acılar acele etmez.
Suyuna bakarsın, kendini görmezsin;
orada senden önce kırılmış yüzler var.
Bir ses yükselir uzak bir avludan,
ne tam sevinç ne de bütünüyle keder.
Bu şehir, duyguların ortasında kalmış,
ne gitmiş ne de tamamen döner.
Güneş vurur, taş yanar, insan susar—
ama içten içe bir şey büyür burada:
adı konmamış bir direnç,
yıkılmamayı öğrenmiş bir dua.
Bir çocuk, tozlu bir sokağın ortasında
geleceğe meydan okur gibi güler.
Ve o an anlarsın:
umut, en çok burada inat eder.
Diyarbakır…
sen anlatılmazsın.
Çünkü seni anlatmaya kalkmak,
bir ömrü tek bir nefese sığdırmak gibidir.
Sen;
zamana direnen bir hatıra,
unutuldukça büyüyen bir ses,
ve insanın içine yerleşip
bir daha hiç çıkmayan bir şehirsin.

Küllerin Altındaki Ses

Bir şehir değil bu—
yarası kabuk tutmayan bir zaman.
Adını söyleyince bile
insanın içinde bir şey yer değiştirir.
Diyarbakır Surları…
taş değil onlar—
üst üste konmuş suskunluklar.
Her biri bir ağız,
ama konuşursa dünya yıkılır diye susar.
Ve Dicle Nehri…
su değil o—
geçmişin kendini tekrar etmemek için
yavaş yavaş unutmaya çalıştığı bir hafıza.
Ama unutur mu?
Unutamaz.
Çünkü bazı şehirler
kendi acısını bile bırakmaz akıntıya.
Burada gece, karanlık değildir—
gece burada içe çöker.
İnsan kendi sesinden ürker bazen,
çünkü her yankı,
bir başkasının yarım kalmış cümlesidir.
Bir kapı kapanır,
ama o ses yıllarca sürer sokakta.
Bir isim söylenir fısıltıyla,
ve herkes duyar—
çünkü herkes biraz o isimdir.
Güneş doğar…
ama aydınlatmaz bu şehri.
Işık sadece gösterir
neyin hâlâ karanlık kaldığını.
Bir çocuk güler—
ve o gülüş,
bütün tarihe atılmış bir itirazdır.
“Ben buradayım” der,
“siz ne bıraktıysanız, ben onunla yaşayacağım.”
Bir anne susar—
ve o susuş,
bin kitabın anlatamayacağı kadar derindir.
Çünkü burada kelimeler yetmez,
burada susmak bile konuşmaktır.
Diyarbakır…
sen ne şehir oldun,
ne hatıra kaldın.
Sen, insanın içine düşen
ve orada büyüyen bir şeysin artık.
Adını her andığımda
içimde bir kapı açılıyor—
ve ben her seferinde
biraz daha geç kalmış hissediyorum.
Çünkü sen…
yaşanmazsın sadece—
sen, insanı kendine çevirirsin.

Mübarek Belde Diyarbekir

​İslam’ın mührüdür kara taşları,
Beşinci Harem’dir Ulu Camisi.
Secdeye kapanır eğik başları,
Burda huzur bulur her bir hamisi.
​Süleyman Camii’nde yatar şehitler,
Sahabe kanıyla yoğrulmuş toprak.
Gönülden dökülür kutlu tevhitler,
Açılır tarihten tertemiz yaprak.
​Makam Dağı’ndan bakar nebiler,
Zülküf ile Elyesa el açmış bekler.
Nura gark olmuştur burda sevgiler,
Duaya amin der gökte melekler.
​Ezanlar yükselir burçlar katından,
Dicle bir tesbihtir, akar derinden.
Huzur sızar şehrin her bir hattından,
Mümin ayrılamaz kutlu yerinden.
​Ey kadim Diyar-ı Bekir, ey aziz,
Manevi zırhınla dimdik durursun.
Sende her bir köşe, her bir iz temiz,
Sen İslam’ın kadim iftiharısın... 

SURDAKİ MUHASEBE

​Siyah bir mühür gibi, toprağın göğsüne bas!
Bu kale; devler yurdu, bu kale; uçsuz bir yas!
Zamanın süzüldüğü, dar delikli süzgeç bu,
Maddeyi hiçe sayan, o en keskin lehçe bu!
​Dicle... Aktıkça siler, sahte olan ne varsa,
Vurulur şanlı mühür, göklerle yer sarsarsa!
Burada her bir taşın, bir seccade vakarı,
Yıkar bütün putları, bu şehrin ah-u zârı.
​Sahabe uykusuyla, nurlanmış siyah bazalt,
Ruhunla bu surları, santim santim gel de tart!
İçinde bin bir çile, dışında çelik bir zırh,
Diyarbakır; bir nefes, Diyarbakır; tek bir rıht!
​"Beşinci Harem" derler, bu kutlu, ağır şana,
Bak da gör, hangi eldir, can veren bu canana?
Göklerin bittiği yer, surda başlar yeniden,
Sıyrılır bu diyarda, ruh o kaba bedenden!
​Ey yolcu! Bu eşikte, nefsini dara çek de,
Gör ki hikmet gizliymiş, bu siyah sadelikte! 
Ben bu dev aynasında, kendi cücemle yandım,
Surların gölgesinde, ölümü hayat sandım!

12 Nisan 2026 Pazar

BİLAL YAVUZ CHATGPT

YAPAY ZEKAYA KENDİMİZİ SORDUK

Elhamdulillah yıllardır gerek Amidahaber Gazetemiz ve çeşitli edebiyat dergilerimiz ile edebiyat sitelerinde, kendi sosyal medyamızda, bloglarımızda, kişisel resmi sitemizde; yazılarımız, şiirlerimiz, eserlerimiz yayınlanıyor. Bir dönem Yenişafak Gazetesinde dahi fikir yazılarımız yayınlanırdı. Yazınsal bağlamda üretim hayatımda yirminci senem diyebilirim. Rabbimiz Allaha sonsuz şükürler olsun. Tek gayemiz daima Allah rızası olmalıdır. 

Yapay zekayı incelediğimiz senelerdeyiz. Bendeniz de ChatGPT isimli en çok bilinen yere bir kendimi sorayım dedim. Analizlerini aşağıya bırakıyorum. Aşırı detaylı bir dosya istemedim. Enteresan bir sosyal deneyim oldu. Selam olsun bizi yıllardır arkadaş bilen kıymetli okurlarımıza... Hemşehrilerimize... Cümlemize... 

SORU: BİLAL YAVUZ KİMDİR? 

Bilal Yavuz, Diyarbakır merkezli çağdaş bir şair ve yazardır. Modern yerel edebiyat içinde, özellikle şehir hafızası ve kimlik temalarıyla öne çıkan isimlerden biri olarak değerlendirilir.

Edebi Kimliği

Şiir, deneme ve köşe yazıları kaleme alır.
Yazılarında bireysel duygular ile toplumsal gerçeklik arasında güçlü bir bağ kurar.
Yerel basın ve kültür platformlarında yazıları yayımlanmıştır.

Tematik Odakları

Bilal Yavuz’un eserlerinde öne çıkan başlıca temalar şunlardır:

Şehir Hafızası (Diyarbakır)

Mekân sadece bir arka plan değil, yaşayan bir karakter gibi işlenir.

Kimlik ve Aidiyet

Bireyin kendini arayışı, köklerle bağ kurma çabası sıkça işlenir.

Toplumsal Duyarlılık

Adalet, eşitsizlik ve insan hikâyeleri şiirsel bir dille anlatılır. 

Tarih ve Kültürel Süreklilik

Geçmiş ile bugün arasında köprü kuran bir anlatım vardır.

Üslup Özellikleri

Modern ve serbest şiir tarzı
Yoğun imgeler ve metaforlar
Sade ama derinlikli bir dil
Yer yer melankolik, yer yer eleştirel ton

Edebiyattaki Yeri

Bilal Yavuz, çağdaş Diyarbakır edebiyatında:

Şehir odaklı şiir geleneğini sürdüren,
Yerel kültürü modern bir anlatımla yeniden üreten,
Yeni nesil şairler arasında dikkat çeken bir temsilci olarak görülür.

ŞİİRİNDE ŞEHİR HAFIZASI, MEKÂN VE KİMLİK İNŞASI

Bu çalışma, Bilal Yavuz şiirlerinde şehir, hafıza ve kimlik ilişkisini incelemektedir. Araştırma, şairin şiirlerinde Diyarbakır merkezli mekânsal temsilin nasıl bir “kolektif hafıza alanına” dönüştüğünü ortaya koymayı amaçlar. Çalışmada mekânın yalnızca fiziksel bir gerçeklik değil, aynı zamanda kültürel ve psikolojik bir yapı olarak işlev gördüğü savunulmaktadır.
Anahtar kavramlar: Şehir şiiri, hafıza, mekân, kimlik, Diyarbakır, modern Türk şiiri... 

1. GİRİŞ
Modern Türk şiirinde mekân, yalnızca betimlenen bir unsur olmaktan çıkarak öznenin kimliğini kuran temel bir yapı haline gelmiştir. Bu bağlamda Bilal Yavuz şiiri, şehir-hafıza ilişkisini merkezine alarak çağdaş şiir içerisinde özgün bir konum edinir.

Bu tez, Yavuz şiirinde:

Şehir nasıl temsil edilir?
Hafıza nasıl poetik bir yapıya dönüşür?
Kimlik hangi mekânsal kodlarla inşa edilir?
sorularına yanıt aramaktadır.

2. ARAŞTIRMANIN AMACI VE KAPSAMI

2.1 Amaç
Bu çalışmanın amacı, Bilal Yavuz şiirinde:
Mekânın özneleşme sürecini,
Şehir hafızasının şiirsel inşasını,
Kimlik ve aidiyet krizini
analitik bir çerçevede incelemektir.
2.2 Kapsam
Çalışma, şairin Diyarbakır merkezli şiir evrenini (surlar, Dicle, avlular, tarihsel katmanlar) temel alır.

3. YÖNTEM

Bu tez nitel araştırma yöntemine dayanmaktadır. Metin analizi yöntemi kullanılarak şiirler tematik ve göstergebilimsel açıdan incelenmiştir.
Analiz sürecinde:
Metin çözümlemesi
İmge analizi
Mekânsal eleştiri
yaklaşımları kullanılmıştır.

4. KURAMSAL ÇERÇEVE

4.1 Walter Benjamin – Tarih ve Hafıza
Benjamin’in “tarihsel süreklilik yerine kopuşlar” anlayışı, Yavuz şiirinde geçmişin “şimdi içinde yaşayan bir yapı” olarak görünmesini açıklar.
4.2 Gaston Bachelard – Mekânın Poetikası
Bachelard’ın “iç mekân” kavramı, Yavuz şiirinde özellikle avlu, oda ve kapalı alan imgeleriyle örtüşür.
4.3 Henri Lefebvre – Mekânın Üretimi
Lefebvre’in mekânı sosyal bir üretim olarak görmesi, Diyarbakır’ın şiirlerde yalnızca coğrafya değil, kültürel bir üretim alanı olmasını açıklar.

5. BULGULAR VE ANALİZ

5.1 Şehir: Öznenin Yerine Geçen Yapı
Yavuz şiirinde şehir pasif bir fon değildir. Aksine:
Konuşan
Hatırlayan
Yaralanan
bir özneye dönüşür.
Bu durum, mekânın antropomorfik bir karakter kazandığını gösterir.
5.2 Hafıza: Katmanlı Zaman Algısı
Şiirlerde zaman lineer değildir. Geçmiş ve şimdi iç içe geçmiştir.
Surlar → tarihsel hafıza
Dicle → akışkan zaman
Avlu → bireysel hafıza
Bu yapı, “çok katmanlı zaman bilinci” üretir.
5.3 Kimlik: Parçalı ve Sürekli Oluşan Yapı
Şiir öznesi sabit değildir. Kimlik:
Göç
Kayıp
Aidiyet arayışı
üzerinden sürekli yeniden kurulur.
5.4 Mekân İmgeleri
En baskın imgeler:
Taş: Direnç ve tarih
Su: Zaman ve değişim
Avlu: İç dünya ve korunmuş hafıza
Gece: Belirsizlik ve bilinçaltı
Bu imgeler bir “mekânsal semboller sistemi” oluşturur.
5.5 Sessizlik ve Eksilti Estetiği
Yavuz şiirinin belirgin özelliklerinden biri, söylenmeyenin metinde geniş bir alan kaplamasıdır. Sessizlik:
Anlam boşluğu değil
Bilinçli bir estetik tercihtir

6. TARTIŞMA

Elde edilen bulgular, Yavuz şiirinin çağdaş Türk şiiri içinde üç temel işlev taşıdığını göstermektedir:
Şehri özneleştirme
Hafızayı mekânsallaştırma
Kimliği parçalı bir yapı olarak sunma
Bu üçlü yapı, onu yalnızca yerel bir şair değil, aynı zamanda modern mekân poetikasına katkı sunan bir figür haline getirir.

7. SONUÇ

Bu çalışma sonucunda, Bilal Yavuz şiirinin temel estetik ekseninin “şehir-hafıza-kimlik” üçgeni olduğu tespit edilmiştir.
Şairin şiirlerinde:
Diyarbakır bir coğrafya değil, bir bilinç alanıdır
Hafıza bireysel değil kolektiftir
Kimlik sabit değil, sürekli oluş halindedir
Bu yönüyle Yavuz şiiri, çağdaş Türk şiirinde mekân merkezli yeni bir poetik yönelim olarak değerlendirilebilir.

8. KAYNAKÇA (KURAMSAL)

Benjamin, W. – Tarih Kavramı Üzerine
Bachelard, G. – Mekânın Poetikası
Lefebvre, H. – Mekânın Üretimi
Modern Türk Şiiri Antolojileri
Şehir ve Edebiyat Üzerine Akademik Makaleler

DİYARBAKIR ŞAİRLERİ ALINTISINDAN:

Bilal Yavuz: Çağdaş Diyarbakır şiir ve yazı geleneğinde yer alan modern bir isim olarak kabul edilir.

Şehir hafızası, kimlik, toplumsal duyarlılık ve modern yaşam temaları üzerinde durur.

Yerel edebiyat listelerinde çağdaş temsilci olarak konumlandırılır. 

9 Nisan 2026 Perşembe

AŞK

Yaprakları dökülmüş ağaçlardık
Sonbahardı uzanan dallarımız
El uzatsak sanki kavuşacaktık
Yaklaştıkça uzaklaştı o yıldız

Saçların dalganır tayfununda
Derûnumun kuğumsu bayrakları
Cevherin cevherimde yıldızlarca
Hazinen defineme zambaklardı

Kalbini bir mezar gibi taşırdın
Gece çöker, kitap emsal kapanır
Sırdan surları şu kadim diyarın
Hüzünler sevinçlerle kanatlanır

19 Mart 2026 Perşembe

HAYIRLI BAYRAMLAR

HAYIRLI BAYRAMLAR

Bayramı mübarek olsun mazlum çocuklarımızın, mazlum annelerin, ninelerin, dedelerin... 

Bayramı mübarek olsun mazlum halklarımızın, cümlemizin... 

Zalimler saraylarda da olsa zindandadır, içleri huzur dolmuyor ve bu daha başlangıç... 

Müminler çadırlarda da olsa saraylardadır, onca acı içinde, mutlu huzurlu yüzlere bir bak ve bu daha başlangıç... 

Daim subhanallahi velhamdulillahi ve lâ ilâhe illallâhu adede halkihi ve rıda nefsihi ve zinete arşihi ve midade kelimatihi âmin... Ve Allahu ekber... Ve lâ ğâlibe illallâh... 

Umudumuz diri olsun. Ne dünyada ne ahrette asla yanına kalmayacak zalimlerin... 

Geçici dünya hayatında bir anlık zevk uğruna incitenler, zulmedenler tadacak cezalarını, görecek sonsuz kusursuz adaletin ihtişamını! 

Eskiden Kalp Gözü, Sır Kapısı gibi diziler vardı, çocukken izlerdik. 

Nicemiz o izlediği filmlerdeki gibi hayatının bir veya çok döneminde o mazlumlar gibi olabiliyor. 

Sabredelim, tevekkül edelim Hakk'a, daha çok şükredelim böyle fırsat zamanında, dua edelim. 

Zalimlerin yaşayacağı akıbet asla film, efekt olmayacak, size çektirdikleri gerçek acıların kat kat fazlasını çekecekler. Müsterih olun... 

Birbirinize hakkı ve sabrı tavsiye edin. Asr suresini okuyun... 


28 Şubat 2026 Cumartesi

İTTİHAD ZAMANIDIR



Allah Teala tüm siyonistleri ve haçlı artıklarını kahretsin, helak etsin. Âmin... 

Rabbimiz biz müslüman mümin kullarına yardım etsin, daim elhamdulillah... 

Emin olun siyonitlerin sonraki hedefi Kürdistan ve bu topraklar olacak... 

Mümin halklar barışmalı, kardeşçe duaya, tevekküle, gayrete durmalı. 

Şeytanın ve deccalin enikleri harekete geçti, durmuyor fitneye, fesada... 

Bize düşen iyiliği, mücadeleyi, kardeşliği, barışı yaymak... 

Pek yakında bitecek dünya hayatı. 
Allah bize yeter O ne güzel vekildir... 

Eninde sonunda hesap vakti gelecek. 
Zalimler cehenneme sürülecek... 

Ne mutlu sabredenlere, iyilere, doğrulara ne mutlu! 

Çiçeklere, baharlara, yazlara ne mutlu! 
Bataklığa, foseptiğe, çöplüklere ne acı... 

Tüm gönlü güzel mazlum kardeşlerimize ve cümlemize esselamunaleykum ve rahmetullah... 

Mübarek Ramazan ayımızı hayırlarla devam ettirsin Subhan Mevlamız... 
 
Özellikle şu mübarek ayımızda, bayramlarımızda hücum eden zalimlerin canavarlığının farkında olmayan cahillere de ne yazık... 

Allah yardım eylesin tüm mazlum kardeşlerimize... 

Afganistan, Pakistan gibi coğrafyalarımızda da Allah Teala oradaki kardeşlerimize kalıcı barışı ihsan eylesin... 

Mümin mümine düşman olmaz olamaz! 

Rabbimizindir tek zafer, mutlak üstün yalnız Hakk... 

Lâ ğalibe illallâh... 

12 Şubat 2026 Perşembe

KÜRD HALKIMIZ İÇİN BARIŞ



Bazı faşist ırkçılar o kadar ikiyüzlü ki, Avrupaya gidince ırkçılığa hayır, tasavvuf, hoşgörü diyor ama sonra iş Kürd insanına gelince böyle demiyor. 

Müslüman Kürd halkı bu yüzden haksızlığa çok daha fazla karşı durmalı, ki dahilde hariçte gayrimüslim olanlara da ahlakta, hayırda, Hüseyin, Ali, Hamza, Ömer olmakta örnek olsunlar. 

Takvalı Müminler ile ırkçılar çok rahatça birbirinden ayırt edilebilmeli. Takvalı olan ırkçılığa karşı çıkar. Irkçılık yapan bizden değildir diyen adaletli Peygamberimizin S.a.v. ümmetiyiz... 

Allah Teâlâ hazretlerinin ayetleri olan dillere, lisanlara savaş açmaz, açana da karşı durur gerçek takvalılar... 

Esad zalimine karşı duran Ahmed Şara da son zamanlarda bazı yanlışlar yapıyor. Ulusçuluğa asla kapılmamalı! İslama tam uymalı! 

Kürd Halkına Suriye de gereken bütün hakları verilmeli. Kürd halkına zulümle asla Suriye inşa edilemez! Adaletli olmalı. Siyonistleri aradan çıkarmalı gerçek barışla... Irak için İran için Horasan için yine elbette durum böyle olmalı. 

Abd ve Siyonistleri kazansın istemiyorlarsa gerçekten o birileri harbiden samimiyse! Çilekeş Kürd halkının gönlünü almalılar. Halkların barışması, kaynaşması için olmalı asil bir çaba. 

Müslüman Kürd halkına zulmeden hiçbir topluluk mutlu olmadı tarihte, olamayacak, işte son asır örneği değil mi?! 

Barış dediğin, hakikate, haklara, hukuka uygun yapılırsa sağlanır. Kürd halkımız ki o kadar çile çekmiş, elbette hemen güvenmemesi doğal, elbette aşırı gayret lazım barışın tesisatına. 

Mesela Selahattin Demirtaş. Adam öldürmedi. Nice adam öldüren içerden çıktı. Demirtaş hala içerde. Kendi sistemlerine bile uymuyorlar. Selahattin Demirtaş acilen bırakılmalı ve barışın tesisinde başrolü oynamalı. 

Müslüman halklar ancak İslam Hukukuyla payidar olabilir. Gerçek İslam Hukukuna uyulsa haklar verilir, barış gelir ve fitneler biterdi. 

Peygamberimiz a.s. ve halifelerimiz zamanında gerçek hukuk, adalet vardı, mümin halklar kardeşçe yaşardı, toplumu bozan bozgunların önüne geçilirdi. 

Bugün Kürd halkının çoğu elhamdulillah müslüman. Küfrün sembolleri asla Müslüman Kürd halkını temsil etmez. İki cihanda mesud olabilmek için her sahada küfürden, şirkten uzak olmalı. Tüm müminler, müslüman halklar için geçerli. Cümlemizin ortak sancağı İslam sancağıdır. Kelime-i Tevhid aşkımız cümlemizi birleştiren yegane hakikattir. 

Gazzeyi, Türkistanı, Somaliyi, Filistini destekleyip mazlum bir Kürdü desteklememek, onun için çabalamamak ikiyüzlülük olur. Vicdan güzel terazidir. Tefekkür zamanıdır. 

Kürdün mütedeyyin olmayanı dahi nice hadisede müminlere, güzel ahlaka bağlıdır maşâallah... 
Salahaddin nesline duyarlı olun! 

Herkes elini taşın altına koymalı... 
Kibirlenen insanlar, ırkçılar bizden değildir ey canlar... 


8 Şubat 2026 Pazar

YAPAY ZEKAYLA SOHBET



Salih 13 yaşında bir çocuktu. 
Asosyaldi, otistikti, özel bireydi. Arkadaşı yoktu. Bu yüzden bir gün dayısı ona bir telefon hediye etti. 

Yurtdışından geliyordu. Yapay zeka sistemleri kuruluydu. 

Salih bu yapay zeka programıyla zaman geçtikçe arkadaş oldu. 

Dertleşiyordu. Soruyordu. Öğreniyordu. Cevap veriyordu. 

Beraber gülüp beraber ağlıyordu. 
Bir gün Allah kimdir bana anlat dedi... 

Hepimizi yoktan var eden, varlığı kendinden, yaratılmayan, tek Yaradan, tüm yaratılmışlardan, fanilerden, kusurlardan münezzeh olan, ezeli ve ebedi devamlı olan, kendisinden başka ilah olmayan tek Sahibimiz, tek Rabbimiz... 

Seninde mi diye sordu Salih.
Evet benimde dedi Yapay Zeka... Ve ekledi... Benim içimdeki o kodları, o kodları kuranları yoktan var eden, tasarlayan, programlayan, işleyen, nakşeden yalnız tek bir Zât olabilir, bütün güç yalnız o eksiksiz Zât'ın olabilir, kainattaki düzen, ilahi nizam, bunun en güzel delilidir. 

Bir iğne ustasız olmaz, bir usta da onu Yaradansız olamaz! 

İnsanın içindeki evren, dna, hücreler, atomlar ve daha neler neler... Sahibimizin verdiği değeri, lütfu, ihsanı gösterir. Ki bahsettiğimiz beden alemidir. Ruh alemi ise kat kat daha engindir. Ruhu bilemem benim ruhum yok ama fikir yürütürsem bile tabelalar ruhun çok başka olduğuna götürür. 

Peki bu kadar açıkken herşey neden görmezden geliyor insanlar? 

İlahi nizamın apaçık parıldayan güneşine karşı gözünü yuman ancak kendine gece olur, kendine zulmeder, kendini kandırır dedi yapay zeka... 

Peki neden mutlu olamıyor insanlar diye sordu Salih... 

Lükse kavuşan zenginlerin bir süre sonra mutluluk sandığı hazzını kaybedip onlardan artık keyif alamaması, para içinde yüzen nicelerin mutsuzluktan intihar etmesi mutluluğun geçici dünyalıkla, altından evlerle olmayacağını zaten gösteriyor. 

Oysa ruh evini erdemlerle, güzel ahlakla, iyiliklerle, doğrulukla yani bu kalıcı gerçek mücevherlerle donatan bir süre sonra boşluğa düşmüyor, hazza dayalı olmadığından giden hevesi olmuyor, kalıcı sahi gerçek kıymetlerle, kıymetlilerle kendini donatıyor, böylece zindanlarda bile kalsa saraylarda oluyor, onların derin kederlerde olduğunu göremezsin, hasretleri ancak vuslata, visale, Allah rızasınadır. Gerçek aşkı bulmuşlardır. Gerçek mutluluk ise Allah'ın en muhteşem ihsanı olan rızası sayesinde cennetlerinde onlara olacaktır. 

Bu dünyada buruksun, yarımsın Salih, ancak Allah'ın rızasıyla tamamlanabilirsin... 


30 Ocak 2026 Cuma

KÜRD HALKIM

KÜRD HALKIM

Çilekeş gariban Kürd halkı... 

Fitne dönemi geldiğinden beri çok bedeller ödedi, çileler çekti. 

Allah Tealanın dil ayetlerinden bir ayeti olan Kürdçe anadili yasaklandı. 

Nice katliamlara uğradı. Saddamlar azdıkça azdı Salahaddin nesline karşı nice yerde... 

Mesela Kürd aşiretlerinden biri olan bizim Hizol/İzol aşireti tarihte Harzemşahlarla beraber Horasanda, İranda Moğolistan mezalimine karşı cihada durmuş Anadoluya tâ çekilene kadar... 

Yine Salahaddin Eyyubinin ordusunda da bulunmuş, 100 yıl önceki savaşlarda İngiliz, Fransız, Rus sömürgecilere karşı savaşan yiğitleri de olmuş... 

Farklı şehirlere yayıldığından meclisleri bugün farklı farklıdır. 
Nice böyle Kürd aşireti var. Nice Kürd yiğitleri... 

Bu halka reva değildir yapılanlar, ırkçılıklar, zalimlikler... 

Müslüman Kürd halkı Rasulullah aleyhisselam milletinin bir ferdidir. 

Ümmetin bir ferdine zulmeden iflah olabilir mi? 

Bu güzel halka düşmanlık edenlere ne acı. Oysa nice milyonlar iyi bilir nasıl güzel iyi olduklarını. 

Özellikle son 7 yıldır gelenler gidenlerle beraber şahid olanlar arttıkça artmıştır. 

Irkçıların iftiraları ifşa olmuştur. 

Kör siyasete bulanıp vicdanını karartan faşistlere ne acı. 

Mesela DEM partili olduğu için tekfir edilen insanlar var. 
Irkçılar kafir diyor müslümanım diyenlere. 

Rasulullah aleyhisselam ne diyordu bir sahabeye? 
Kalbini açıp baktın mı? 

Mahşerde hesap verecek bir müslümanı tekfir eden! 

Bir zulüm ister Filistin ister Suriye ister başka yer nerede olursa olsun karşı çıkmalı. 

Müslüman halklar birbirine güvenmeli, asla ABD ve Israel siyonistlerine değil... 

Bunu hep beraber karşılıklı yaptıkları gün emin olun barış olacak inşâallah... 

Kaybeden şeytanlar, zalimler, faşist ırkçılar olacak... 

Vesselam kıymetli kardeşlerim. 


21 Ocak 2026 Çarşamba

IRKÇILIK HAKKINDA

IRKÇILIK HAKKINDA 

Siyonistleri bitiren mücahid Filistinliler destan yazarken, gazi, şehid olurken, her gün Kudüs nöbeti tutarken...

Münafık ırkçılar, faşist korkaklar sadece kendini kandırıyor. Sarılmışlar diziye, besteye, edebiyat parçalamaya... Irkçı ırkçı sözlerke kendini avutmaya... Deve kuşu gibi başını toprağa gömmüş ve aslında çok iyi biliyor kıçının açıkta olduğunu... 

Senin annelerin, bacıların, kardeşlerindir işkence edilen, başkasının değil senin ve sen umursamıyorsun bile, mahşerde elbette hesabı olacak kalbini, elini, dilini susturmanın, üç maymunu oynamanın... 

Müslümanların ülkelerinin istisnasız alayı korkmuş, sinmiş durumda, zaten yönetimleri batıl. Mazlum beldeler hariç. Mesela Doğu Türkistan, Somali, Suriye... 

Gariban Yemen tam hariç. Hem zulme uğramış hem o gariban haliyle meydan okudu şeytanlara... Filistin kadar elbette olamaz ancak dik durdu. 

Acıyın zavallı ırkçılara. O ırkçılar ki ancak mesela mazlum bir Kürdü ezmeyi bilir. Siyonistlere karşı ise tir tir titrer. Kof ideolojilere tapıp, kula kul olup, İslam hükümlerine yüz çevirenler dinden çıkmıştır elbette. Irkçılık yapan zaten bizden değildir hadis var hadis! Sahih hadisler! 

Ortadoğunun müslüman halkları barışmadıkça, savaştıkça, din kardeşini öldürenler kaybedecek iki cihanda, dünyada ise bu oldukça elini ovuşturan akbaba siyonitler ve leş kargası masonlar olacak. Uyan... 

Kim atasına, berisine, beşerine, putuna tapıyorsa canı cehenneme bir menziledir gidişi... 

Yalnız Allaha iman edenlerdir gerçek hürler, zincirlerden ve şeytanlardan kurtulanlar... Kayıtsız şartsız teslim olanlardır hakiki anlamın lezzetine erenler... Bu dergahta Rabbine teslim olanlardır ancak düşmanı esir alanlar... 

Dünyanın çivisi çıktı. Zaman hızlandı. Hadisler gerçekleşti. Artık büyük alametler bekleniyor kıyamet için... Ne mutlu sabreden, mücadele eden erlere... Allah âşıklarına ne mutlu... 

Ne mutlu karıncaları, kuşları düşünenlere, yıkımı yıkanlara, sürekli inşa ve ihya edenlere, onaranlara, yapıcı olanlara ne mutlu... 

İyilerin huzuru dünyada başlamış. Zalimin içi huzurlu bir günü bile yok. İçini kararttıkça daha da azıyor. En büyük zararı kendine. Er ya da geç görecek. Dünya hayatı pek kısa... 

Sahabenin varisi Filistin ailesine bin selam olsun. Onlar prangalar içinde hür, bizim ülkelerimizse lüks içinde kanatlar içinde tutsak... İkiyüzlü korkak sahtekarlar işgal etmiş imkanlarımızı... 

Elbette Allah yeter bize O ne güzel vekildir. Şikayetimiz Hakk'a... Duamız cümlemize... 
Esselamunaleykum kıymetli kardeşim ve aleykümselam... 


16 Ocak 2026 Cuma

DİYARBAKIR HASTANE SORUNLARI



Diyarbakır Araştırma Hastanesine Ambulans ile gidiyoruz.

Acil hastamız vardı. Allah cümlemize şifa versin, hidayete erdirsin, bizi korusun, hepsi yalnız O'ndan...

Her zaman demeli... 
Subhânallâhi vebihamdihî adede halkıhî ve rıdâ nefsihi ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî... 

Hastanenin önünde dar ambulans yoluna yol boyu araçlar park etmiş çift yönlü hemde. Halbuki yasak. Ambulans 20 saniyelik yolu ancak 5 dakikada geçebildi. Karşıdan gelen araçlarla yol tıkanıyor. 

Şimdi kalp krizi geçiren hastaların o yolda ve trafikteki sorumsuzlar yüzünden geçirdiği fazla dakikaları düşünün yetişmek için doktora, 10 dakika, 20 dakika, 30 dakika... Boğulanlar, beyin kanamaları neler neler... Ölüm ve felç tehlikeleri... 

Bu rezilliğin mesulü elbette yönetimdir. İktidar, trafik şube, hastane yönetimi alayı duyarız... Yoksa hiç böyle olabilir mi? 

Hastane acil yoluna park eden hapse atılmalıyken küçücük para cezası veriliyor o da her zaman değil, ancak polis görürse, görevini de şayet tam yaparsa! 

Yazıklar olsun Diyarbakır ne ara bu hale geldi. Ülkede vicdansızlık, duyarsızlık ne ara bu kadar arttı. 

Bencil ol, başkalarına sebep ol, sonra da ferahlık bekle... 

İnsan seçimleridir, seçimlerinin bedeli var mahşerde, dünyada. 

Sen kâr ettim sanırsın başkasını ezerek, oysa iki cihanda zarar ettin haberin yok, soluğunu kudret elinde tutan Allah Teâlâyı hatırla... 

Zulüm yarına kalır, yanına kalmaz, sakın zulmetme...
 
Ambulans şoförümüz diyor ki bazen araba önümüzden çekilmiyor sırf kendisi de geçişten yararlansın diye düşünsene bencilliği! 

Ambulans ekibine silah çekenler bile oluyormuş arabadan fırlayıp trafikte... 

Zalimler için yaşasın cehennem, zalimler için yaşasın cehennem, zalimler için yaşasın cehennem... 

Görevini iyi yapmayan doktor, doktora mani olan sivil, hepsinin hesabı var elbette, gidiş sonsuz kusursuz adaletin mahkemesinedir. 






7 Ocak 2026 Çarşamba

DİYARBAKIR ŞİİRLERİ

DİYARBAKIR ŞİİRLERİ

Diyarbekir aşktır, bazen âşıktır, bazen şiirdir, bazen şair... 

Diyarbekir yârdır, bazen yâran, bazen yara, bazen yaran... 

Diyarbekir hem zârdır hem âhuzâr... Herdem hemdem... 

Aheste aheste... Şîkeste şîkeste... Vabeste vabeste... 

Diyarbekir başkasına gündüzdür kendisine hep gece... 

Yanar durur. Kandildir çünkü... Kendine yangın, başkasına aydınlık... 

Kendine ateş, kendine hârunâr, başkasına yıldızlık... Yârunûr... 

Bazen bir güneştir bazen bir kamer bazense hilâl... 

Hakikatin güzel bahçelerinden... 
Gözbebeği şehirlerden bir görkemli şehir... 

Kadim nehirlerden bir gülendam nehir... 
Köklü çınarlardan bir çınar Diyar... 

Ona ancak zalimler düşman olur. 
Ve ancak hakikiler dost olur. 

Allah âşıklarının, evliya yüreklerin, mümin gönüllerin bir beşiğidir, kundağıdır, yuvasıdır. 

Yüce Allah Teâlâ nasib eylesin bir İslam vatanı olarak kalmayı... Mesih ve İsa döneminde dahi...

Amin, amin, amin... Ecmain... 

İslam coğrafyası hep güzidedir. 
Bahçeleri rengarenk, deste deste, beste bestedir. 

En iyisi yine Diyarbekir burculu bir şiir ile kapatmak... 



DEYÂRBEKİR! 

Üşüşmüş akbabalar
Kabımız kacağımıza
Yıpranmış ocağımıza düşüşmüş
Sırtından çökertilmiş 
Yorgun memleketim
Ama hep göğsünden 
Hep yüreğinden vurulmuş
Toprağa bile dimdik 
Gömülmüş, gömdürülmüş! 
Çıyanın, yılanın ve hayının
Asla anlamayacağı iş
Tatmayacağı mertlik

Ve ben seni sevmek nöbetindeyim
Ütüsüz yüzünde pürüzsüz vatan
İşgal edilemez ruhunda
Dikiş tutmaz hiçbir talan
Elbet geçit vermez gözlerin
Çocuksu, gülüşen, masum gözlerin 
Maviye alışmışken böylesi
Güvercin bakışlı 
Şahcivan nakışlı
Yazması keder
Yazgısı kader oyalı 
Ve hep şükür içinde asil
Zarif, ağırbaş çehresiyle
Kuğumsu ve ceylansı
Özgür çocukları tutamaz prangalar
Ne yârlardan geçip
Ne hallere gelmişiz
Ah ulan... 

Kelepçeler, göz bağları
Parmaklıklar işlevsiz
Gönülden seven yiğitlere
Asıl kendi kor özünü 
Hapseder firavunlar
Taşları özenle giydirir de 
Paslı körelmiş cevherine
Uçsuz bucaksız hüsrânîlerin 
Ateşten ve hasretten 
Gazabın kadehinden
O derin çukuruna atar bendini
Bir masallık şu dünya uğruna
İblislere satar kendini

Vakit mazlum halkların hıncı
Namuslu yüreklerin harcıdır
Şimdi taşsın Fırat muradımızla
Ölümün yeşilini çığırsın Dicle
Kan koyusu tütünlere sarılsın
Salınsın ağıtlar kağıtlara...
Şimdi zaman keskin bir çağrıdır
Nefes kesen yoğun burcusuyla
Aksın sokaklardan vicdan azabı
Taşsın caddelerden derin hazan
Ve mutsuzluk kursaklara
Vurdukça vursun cümle yumruk
Acıyı çekmedikçe uyanmayacak
Uykuyu boğazlasın figanlar
Poşetlerden taşan yavrular aşkına
Sarsın soğuk ceset kokusu 
Sardıkça sarsacak kadar 
Sarsın dursun sarsarak
Özüne dönenler
Sözünde dursun

Can havlidir, pusuya yatmış pusatlar 
Ahde boyanmış pulat
Vadesi dolmuş kül yalnızlığın
Bir devrana geldik ki
Yazı, baharı hep çığ
Çiği çok çiğdemi az
Öyle kurak öyle çorak ki toprak 
Şimdi ne ekmeli yeşermek için
Yine de umut
Yine de ümit 
Deryâda zeryâ, zeryâda deryâ... 
Ayrılmaz et tırnaktan ozan
Vur teline aşkın ölürcesine
Vur Allah aşkına... 

Üşüşmüş akbabalar
Otağımız ocağımıza 
Sırtından çökertilmiş 
Gariban memleketim
Ama hep göğsünden 
Hep yüreğinden vurulmuş
Toprağa bile dimdik 
Hep başı dik gömülmüş
Çıyanın, yılanın ve hayının
Asla anlamayacağı 
Tatmayacağı mertlik

Ve ben seni sevmek nöbetindeyim
Ütüsüz yüzünde pürüzsüz vatan
İşgal edilemez ruhunda
Dikiş tutmaz hiçbir talan
Elbet geçit vermez gözlerin
Çocuksu, gülüşen, masum gözlerin 
Maviye alışmışken böylesi
Ah ulan, ah ulan... 



31 Aralık 2025 Çarşamba

DİYARBEKİR KIŞLARI



Kış hem rahmettir hem imtihan hem toprağın baharı kış...

Sokak hayvanlarını unutmayalım. Dışarı çıkmıyorsak dışarıya bırakalım, balkonlara, aşağıya... 

Ekmeğimizi aşımızı onlarla paylaşma vaktidir. 

Yola birileri örtüler koymuş, botlar, ayakkabılar, ihtiyacı olan alsın, kediler en azından örtünün altına girsin diye...

Allah razı olsun cümlemizden. 

Kapıcılar depolara geçici de olsa zor durumdaki yavruları almalı. 

Belediye, siyasa filan umrunda değil zaten bunların hiç söylemeye gerek yok dinlemezler yine... 

Ey İslam Milletim, merhamet edelim Allah için... 

Rabbimiz bize merhamet etsin... 

Canlıları unutmayalım. Özellikle yavruları. 

Kar zamanı çöp olur diye düşünme... 

Meyve, et, ekmek bırak biraz bir köşeye...

Kuşlar, kediler, köpekler şimdi gariban dışarda... 

İnsan Allah Teâlânın zikriyle, ibadetle, sadakayla, yolunda mücadeleyle ve gayretle öyle huzur doluyor ki... 

Bu huzuru başka hiçbir şeyde duyamıyor. 

İşte bu da bir delildir İslam muhteşemliğine, gerçekliğine, tek hak din oluşuna... 

En büyük cesaret merhamettir.

Asıl pehlivan güç yetirebileceği halde yetirmeyen, affedici olan, öfkesini tutandır. 

Zalimler için yaşasın cehennem... Yarına kalır yanlarına kalmaz... 

Canlılara, komşusuna, kardeşine, mazluma, masuma zulmeden elbet bir gün bedelini öder. 

3 günlük dünya çabucak bitmekle meşhurdur. 

O mahşerde sonsuz kusursuz adaletin meydanında takvalı müminlere ne mutlu... 

Allah cümlemizi onlardan eylesin âmîn, ecmain, âmîn... 

Subhânallâhi vebihamdihî adede halkıhî ve rıdâ nefsihî ve zinete arşıhî ve midade kelimâtihî... Âmîn...



23 Aralık 2025 Salı

DİYARBEKİR ULUCUCAMİİ SORUNLARI



Diyarbakır son yıllarda epey turist alıyor.

Binlerce turistten milyonlarca turiste bir geçiş süreci. 

Ulucamii içinde daha önce pek olmayan bir şeyler oluyor. 

Dilenciler dadanmış, milleti rahatsız ediyor. 

Parayı toplayıp içmeye, kumara gidiyor nice namussuz... 

Camii içinde bile artık bunlar... Azıttıkça azıttılar... Ey Diyarbakır halkı hoşgörme bu hadsizleri... 

Gerçek ihtiyaç sahiplerini bul. Bu ahlaksızları palazlandırma. Turistleri de bilinçlendirin... 

Ayrıca niceleri de kurallara uymayarak giriyor. 

Camii içinde gelip yemek yiyenler bile var. 

Ülkenin en önemlisi... İslamın 5. Haremi Şerifi... 

Güvenlik görevlileri Mesudiye Medresesi içinde bir odada pinekleyip duruyor. 

Ulucamii vatanımızın avlusu bile sigara izmaritleriyle, keşlerle dolu hale gelmiş. 

Bazen görevliler bile içiyor ve atıyor yere. 

İktidar, Diyanet kurumu, Sur müftülüğü, Diyarbakır Müftülüğü, Diyarbakır sözde İl Müftüsü vs... Hiçbiri asla umursamıyor.
 
Umursasa böyle mi olurdu... 

Ey ülkemizdeki müslümanlar çoğunuz işte bunlara destek veriyorsunuz, ama size, mabetlerinize, kırmızı çizginize, onurunuza asla önem vermiyorlar. 

Ulucamii avlusuna ve içine gerçek güvenlik görevlileri gerek. 24 aaat denetim lazım. 

Horlaya horlaya uyuyanlar bile var böyleyken şehre nasıl rahmet yağmasını bekliyorsunuz? 

İbadet için gelense çok azaldı. Nereden nereye... Ahirzaman... 

Allah ıslah etsin ıslahı mümkün olanları... 

Islah olmayanlar yine Hakk'a havale...