21 Eylül 2026 Pazartesi

YENİ DİYARBAKIR ŞİİRLERİ

Diyarbakır şiirleri meşalelerdir. 

Alev alev aydınlatır Türkiye ülkesini... 

Diyarbekir kendi başına bir kıtadır. 

İslam coğrafyasının bir gözbebeği olan bu şehir ve bu nehir, yüksektedir. 

Köpeklerin ağzı değdi diye ulu denizler zinhar kirlenmez. 

Diyarbakır masalına ilk defa gelenlere tavsiyem surların taşlarına kulağınızı dayayın ve aşkı dinleyin. 

Mardinkapı mezarlığında Mehmed Uzun yazarın kabrinin oralara gidin.

Tam o tepede gerçek Diyarbakır... 
O tepeden izleyin Benuseni, Hevseli, Burçları, Ongözlüyü, Dicleyi, aşkı ve meşki ve tarihi... 

Ölüm hakikatinin bağrına çıkıp seyredin gürül gürül akan hayatı... 

O kadim mezarlığın kulakları sağır edebilecek gürlükte derin sessizliği, hal lisanı, ibret versin kalbinize... 

Gidiniz ve tefekkür ediniz. 
Diyarbekirimiz için üç yeni şiir... 

DİYARBAKIR YÜREĞİNDE SAKLI

Bir şehir düşün,
taşları susmaz,
duvarlarında binlerce yılın sesi vardır.
Her sokağı başka bir hatıra,
her kapısı başka bir sabırdır.
Dicle ağır ağır geçer içinden,
sanki zamanı taşır avuçlarında.
Hevsel yeşerir sabahın ışığında,
bir aşkın kanadında yükselir
şehrin eski duaları.
Sur taşlarında dinle, 
kimlerin geldiğini,
kimlerin gittiğini…
Ama Diyarbakır kalır;
çünkü bazı şehirler
haritada değil,
insanın kalbinde yeşerir. 
On Gözlü Köprü beyden bakınca
Dicle gülün yüzünde bir tarih... 
Bir yanda kadim zamanlar,
bir yanda çocukluğun sesi…
Ve uzakta yükselen minareler
göğe yazılmış birer hakikattir. 
Ey Diyarbakır,
seni yalnız taşlarınla sevmedim;
sende insanın sıcaklığını,
ekmeğin emeğini, 
dostluğun vefasını gördüm.
Sen bazaltın siyahında
güneşin cevherini saklayan şehirsin.
Geceleri yıldızlara bakarken
sanki nice geçmiş
yeniden konuşur seninle.
Ve ben bilirim:
Bir gün yollar ne kadar uzaklaşsa da
insan doğduğu şehri
kalbinden çıkaramaz.
Çünkü Diyarbakır, 
bir şehirden daha fazlasıdır, 
bir hafızadır,
bir özlemdir,
kadim duadır.

Ahmed Bilâl Yavuz

DİCLE’NİN İÇİNDEN GEÇEN ŞEHİR

Bir şehir düşün,
sabahı taş duvarlardan doğar,
akşamı Dicle’ye yaslanır.
Her sokağında başka bir zaman,
her kapısında susmuş bir hikâye vardır.
Diyarbakır…
Sen yalnız bir şehir değilsin,
insanın çocukluğundan kalan
ve büyüdükçe anlamı çoğalan
eski bir cümlesin.
Surlarının gölgesinde
kaç insan sevdi,
kaç insan ayrıldı,
kaç anne bir pencerenin önünde
uzun yollar bekledi,
kaç çocuk gökyüzüne bakıp
kendi dünyasını kurdu?
Senin taşların konuşmaz sanırlar;
oysa geceleri
ay ışığı çekilince
duvarlarından eski sesler yükselir.
Bir taşın
bir dedenin elinden kalmıştır belki,
bir kapının tokmağında
yüzlerce yılın eli vardır.
Ve Dicle…
O, şehrin dışından geçen bir nehir değil,
Diyarbakır’ın içinde akan
sessiz bir zamandır.
Suyuna bakınca
insan kendi geçmişini görür;
kaybettiklerini,
söyleyemediklerini,
geri dönmeyen yıllarını…
On Gözlü Köprü’nün altında
su geçer,
kuşlar geçer,
mevsimler geçer.
Ama bazı hatıralar
hiçbir yere gitmez.
Hevsel’de akşam inerken
toprak kokar,
uzakta şehir ağır ağır susar.
Bir nar açılır sessizce,
bir çocuk güler,
bir ihtiyar gökyüzüne bakar.
Ve şehir,
bütün yorgunluğuna rağmen
yeniden yaşamaya başlar.
Diyarbakır,
sen bazen bir annenin duasısın,
bazen bir babanın sessizliği,
bazen gurbetten dönen bir insanın
kapıda duyduğu ilk sestir.
Bazen de
insanın kendisine söylediği
en eski sözdür:
“Nereye gidersen git,
bir yanın burada kalacak.”
Çünkü senden ayrılmak
bir şehirden ayrılmak değildir.
Biraz çocukluktan,
biraz geçmişten,
biraz kendinden ayrılmaktır.
Ben seni
sadece taşlarınla sevmedim.
Kışın soğuğunda,
yazın kavurucu sıcağında,
akşamın kızıl göğünde,
Dicle’nin ağır sessizliğinde sevdim.
Ve şimdi biliyorum:
Bazı şehirler
haritada bulunmaz.
İnsanın kalbinde kurulur.
Diyarbakır,
sen benim için
haritada bir nokta değil,
zamanın taşlara yazdığı
ve insanın kalbinden okuyabildiği
uzun bir hikâyesin.

Ahmed Bilâl Yavuz

AMED İÇİNDE BİR SES

Bir şehir düşün,
gece olunca taşları susmayan;
sabahı güneşten önce
bir annenin penceresine bırakan.
Adını söyleme hemen, 
bazı şehirler
isimleri söylenince küçülür.
Diyarbakır,
kendi adından daha büyük bir hatıradır.
Surlarının gölgesinde
binlerce yıl yürümüş yiğit ayakların
tozu var hâlâ.
Bir taşına dokunsan
bin çocukluk fışkırır içinden,
bir başka taşına dokunsan
yarım kalmış vedâlar... 
Dicle,
şehri terk etmeyen uzak bir yalnızlık gibi geçer gecenin içinden.
Suyundan yalnız bir hayat geçmez;
unutulmuş yüzler,
söylenmemiş sözler,
eve dönememiş insanlar da geçer.
Hevsel’de bir kuş kanadını açar,
şehir bir anlığına
kendi kalbinin sesini duyar.
Sonra bir kapı kapanır.
Bir avluda, 
bakır bir tasın içine düşer akşam.
Bir çocuk koşar taş sokakta;
ayaklarının altında
tarihin o eski cümlesi kırılır:
“Burada ömürler vardı.
Burada canlar, hayatlar...”
Ama hayat yalnız geçmiş değildir.
Diyarbakır,
her sabah yeniden kurulan
eski ve yeni bir cümledir.
Karpuzunun içinde yazlar vardır,
çınarının gölgesinde kaylule, 
sokaklarında çocukluklar,
duvarlarında sabır ve gayret! 
Ve akşam olunca
şehir kendi kendine sorar:
“Bunca yüzyıl
insan ne aradı bizde?”
Belki bir ev... 
Belki bir ses... 
Belki kaybettiği kendisini.
Ey ebed ebed diye inleyen ruhlar! 
Dünya bataklığına dalmak için gövdelenmedin... 
Seni yoktan var eden o sonsuz kusursuz... 
Rabbine kullukla yaklaşmak için... 
Yükselmek için vücud buldun uyan! 
Ben biliyorum sanıyordum Diyarbakır’ı;
sonra bir gün
bir taş duvara yaslandım
ve anladım:
Bazı insanlar şehri bilirmiş ama... 
Şehir de insanı bilirmiş! 
Sen benim çocukluğumu
belki benden önce tanıdın.
Ben daha doğmadan
sokaklarımı ezberledin... 
Ben susmayı öğrenmeden
sen suskunluğumu hissettin. 
Şimdi senden uzaklaşsam
ardımdan gelmiyorsun... 
Gelme... 
Çünkü bazı şehirler, 
insanın peşinden gitmez, 
insanın içinde kalır.
Diyarbakır,
sen bir şehir değilsin yalnız... 
Sen taşa emanet edilmiş alev alev yanan bir hafızasın.
Bir avluda unutulmuş su sesi,
bir annenin kapıda bekleyişi,
bir çocuğun cebindeki taş,
bir ihtiyarın gözlerinde
henüz bitmemiş akşam... 
Ve ben ne zaman
dünyanın kalabalığından yorulsam
içimde bir kapı açılıyor sana! 
Taşlarınla susuyorsun, 
insanınla konuşuyorsun.
Duvarlarınla değil,
hatıralarınla yükseliyorsun.
Ve gece ve gece ve gece... 
Dicle’nin üzerine eğildiğinde
bütün ışıklar sönse bile 
bir şehir kalıyor karanlığın içinde:
Diyarbekir... 
Çünkü bazı şehirler
haritada bulunmaz.
Bazı şehirler, 
insanın kalbinde, 
ömür boyu kaybolmadan yaşar.
Ve bazı şehirler için
“memleket” demek yetmez... 
Onlara âh, onlara;
“içimde kalan yer” denir.
İçimde yanan fer... 

Ahmed Bilâl Yavuz

13 Eylül 2026 Pazar

DİYARBAKIR SOSYAL TESİS VE ULAŞIM VE GİYİM HAKKINDA

Serra Bucak göreve geldiğinde Diyarbakır için Amidahaber Gazetemizdeki yazılarımızda Sosyal Tesis de talep etmiştik. 

Gerçekten kurulacak en güzel yere kurdu. Aileler de geliyor. 

Bazen serseri gençler de geliyor nadiren.

Rahatsızlık veren olunca hemen polise haber vermeli görevliler. 

Güvenlik görevlisi oraya konulmalı. Avm kadar kalabalık oluyor zira. 

Ve yemekler daha iyi pişirilmeli. Bazen çiğ gibi geliyormuş az pişiyormuş halkın nabzını yokladık. 

En önemli sorunsa boykot ürünleri kaldırılmalı. Yerli markalar, sadece helal ürünler satılmalı. 

O siyonist markalar alındıkça bebeklere yağan bombalara sebep olacaksınız. Halk da duyarlı olmalı. 

Sosyal Tesis de artmalı. Daha önce yine Amidahaber gazetemizde ilk göreve geldiğinizde yazdığımız sizin ise halkı düşünerek yaptığınız kent lokantaları gibi yayılmalı Serra hanım... 

Mardinkapıdaki o dükkanlar yıkılsa onlara yeni yer verilse. Ve Ongözlü kafelerden arındırılsa. 

Mardinkapı parkında Hevsele bakacak bir Sosyal Tesis. Ve Ongözlü kafelerinin yerine uygun fiyatlı çok büyük bir Sosyal Tesis... 

Kazıkçı başı 75. Yola da gerek bir Sosyal Tesis... 
Orta ve dar gelirli insanlar orada bir yere gidemiyor pahalılıktan. 
Orası sadece sosyetenin mi malı? 

İsterseniz yapabilirsiniz. Yapmamak kesinlikle bahane olur. Halk da yararlanır yerli turist de. Yerli turistin de zaten yarısı yine Güneydoğudan... 

Öğrencisinden emeklisine herkese ailesiyle kardeşleriyle dolandırılmadan uygun fiyatla sosyalleşeceği bu Sosyal Tesisler çok önemli. 

Hatta ciğer ve serpme kahvaltı da menünüzde olsun. 

Ki o zaman üçkağıtçı esnaf kalmaz piyasada. Fiyatlar mecburen layığı olana çekilir. 

İkinci olarak... 

Bir de kaşınanlar var özel halk otobüsü meselesinde yıllardır. Artık onları kaşıma vaktiniz geldi. 

Yılda 2 kez zam isteyen açgözlülerin otobüslerini mühürleyin. 

Yeni ihaleleler açın yeni yatırımcılar yeni otobüslerle bunların yerini alsın.

Açgözlü terbiyesiz müptezeller de görsünler... 
Görsünler dünya kaç bucak! 

Bu bazı otobüsçüler harbiden halk düşmanı! 
Gözleri garibanın, jin kartlıların, yaşlıların, engellilerin filan kartında.
 
O kadar açgözlüler ki, o kadar pislikler ki, bunların eline kalsa şehirde kaos olurdu. 

Öğrenci indirimi bile olmazdı bu çetelere kalsa! Bunların gözü garibanın cüzdanında! 

Sizi halkla, halkın işini aksatmakla tehdit edip duran bu edeb ve adab ve insanlık yoksulu zalimleri işsiz bırakın! 

Bunu halk için yapın! 
Canını okuyun, halkı tehdit edenin! 

Son olarak... 

Serra Bucak hanım elbise işine de el atın. Az kar eden belediyenin elbise merkezleri olsun. En azından çocuk ağırlıklı olsun. 

Böylece gariban çocuklar da iyi giyinebilir. Dar gelirli ailesinin eli gider almaya. 

Çocuklar yırtık ayakkabı, pantolonla dolaşmasın diye yapın. 

Helal dairesinde... 
Kent Giyim Merkezleri kurun... 

Serra Bucak hanıma iş yapmıyor diyen yalan atıyor. 

Kendi adamını işe sokamıyor diye haset ediyor belki bu tür. 

Hemde bazı Dem partililer diyor bunu medyada, sosyal medyada. 

Gerçekten iş yapan biri var hemde bir kadın diye çatlıyorsunuz hasedinizden değil mi? 

Serra Bucak bu tesisleri arttırırsa ve tramvaya vesile olabilirse yüzyıldır Diyarbakır şehrinde en çok o iş yapmış olacak baştayken... 

Tanıdığım Selçuk Mızraklı abimiz de çalışkandı. İfşa etmişti hatta geldiği gibi zalimleri. Ona lakin yaptırmadılar. 

Benim gönlümdeki arslan elbette ne bu siyasadır ne diğer ülkeler. Adalet ancak İslam Nizamı ile gelir. 

Şu adaletsiz sömürü ortamında Serra Bucak en azından gayret edip birşeyler yapabildi halk için... 

Sadece eleştirenler siz kendinize yanın siz hayatınızda ne işe yaradınız? 

Bilal Yavuz

11 Eylül 2026 Cuma

AŞKIN BURCUSU

Diyarbekir sularında çığlığın
Yüreğinde güvercinler uçuşur
Şaha kalkar surların sırlarıyla
Esrarına kadeh vurur güllerin
Yâr ben sevmişem seni
Dağlarından feryadı duyulur
Aşkın gözyaşlarının
Yâr susmuşam künyeni
Avazım dilsiz çığırır
Türküm sessizliğin koynunda
Yüreğimde hazaniler sevişir
Hüzüngahlar kurulur divanlara
Gözlerinde ilkbaharlar yeşerir
Yağmurum çocuksu
Fırtınam filinta
Yâr sevmişem seni çıldırasıya
İçerimde içerin
İçerinde içerim
İçin için içimizde yangınlar
Sevdamızda umut var
Bir sevdadır yaşamak
Otağında düğün dernek kurulur
Obamızda ceylansılar koşuşur
Kuğumsular salınır gölümüzde
Derin tenha bir ormandır gözlerin
Hep mahcupluğumda durur
Yâr ben susmuşam seni
Can bağıra çağıra
Can vurgun can paramparça
Can cananına candan bir otağ
Dağlarından feryadı duyulur
Aşkın gözyaşlarının
Yâr susmuşam künyeni
Yüreğinde ilkbaharlar yeşerir
Meltemin umutsu

9 Eylül 2026 Çarşamba

YAZI

Bu ülkede adalet yok! 
Bu ülkede adalet yok! 
Bu ülkede adalet yok! 

Bu ülkede zalimleri baştacı eden adaletsiz bir düzenek var! 

Her gün bomba gibi patlıyor mazlumların başına... 

STK ve dernekler ve cemiyetler ve bilmem neler neler korkmuş, sinmiş, suspus... 

Çoğu zaten menfaate batmış yolsuzluklar, torpiller peşinde... 

Bu ülkenin partilerinin başlarını zenginler çekiyor. 

Sor kendine ey halk neden acaba?
 
Öyle bir bozuk çark var ki yoksullar ve ortasınıf hiçbir yerde bir yere gelemez. 

Sadece birleşip bu bozukluğu giderirse beraberce halk, İslam muhteşemliğinden miras gerçek adaleti getirirse bu ülkeye adalet gelir. 

Konuşanlar oyalamak için konuşuyor. Başlar, servetine servet katmak için nam için şöhret için makam için başta! 

Böyle gelmiş böyle mi gidecek? Oysa sadece yüzyıllık bu çürümüşlük! 

Tarihte neler neler oldu. 

Halklar neleri neleri başardı. 
Ey halk sen neden başarmayasın? 

Ey halk sen neren bu kadar suskunsun? 




28 Ağustos 2026 Cuma

ALİ HAYDAR HAKSAL İÇİN ŞİİR

ALİ HAYDAR HAKSAL İÇİN

Cenâb-ı Hakk rahmet eylesin Ali ağabeyime... Rasûlullâh aleyhisselama komşu kılsın cennetlerinde onu ve bizi... 

18 yaşında bir gençtim. Sene 2010... Üstad Sezai Karakoç'a ziyarete giderken büfede gördüm o zaman çok önemli olan bir dergide en güzel köşede yayımlanan ilk şiirimi... Heyecanla dergiyi kaptım, üstada gittim. İstanbul'a en çok onunla tanışmak için gitmiştim. Allah rahmet eylesin ne güzel insandı. Ne güzel nasihatleri olmuştu bana. Kısmetliydim birebir görüşmüştük. Daima elhamdulillah... O zamandan beri iki ustam vardı. Biri Üstad... Diğeri memlekete dönünce Yedi İklim ile tanıştığım Ali abim... Dile kolay tam 10 yıl ocağında piştim. Sadece onunla diyalog içindeydim hep ve hep tavsiyeleri oldu bana, amcam ve dayım gibiydi. 

2010-2020 arasında şiirlerim, yazılarım Yedi İklim dergimizde yeşerdi. Sonra Fecr Mevsimi adında bir kitabım çıktı Yedi İklim yayınlarından... 

O dönem hayatımın hatasını yapıp siyasete girmiştim. Saadet Partisi Diyarbakır İl Başkan Yardımcısıydım. Partide o dönem çok kötü bir başkan yüzünden partiden ayrıldık. O dönem ikinci kitabım MGV yayınlarından çıkacaktı. Körü körüne Saadet partisine bağlı olduklarından sözlerini yiyip kitabımı yayınlamadılar sonra. Ama kirli siyaseti tanımama sebep oldu. Saadet böyle ise düşünün diğerleri nasıl... Bu batıl siyasetlerden Allah'a sığınırız. Said Nursi de bir zamanlar bu siyasetten sığınmıştı Rabbine... Değişen olmayacak gidiş hep daha kötüye batıl ve tağut ile... 

Ali abimin bende yeri ayrıdır. Her zaman baştacı etti. Yakın zamanda birkaç defa hasbihal etmiş helalleşmiştik yine. Allah'a şükürler olsun hiç ayrı düşmedik ve hep abi kardeş olduk... 

2020 ve sonrasında gazetelerde yazılarıma ağırlık verdim. Şiirlerimi ise şimdi resmi sitemde yayınlıyorum. Ama daima Yedi İklim Adamız, ıssız, bucaksız... 

Ali abim de, Yedi İklim dergimiz de son kalesi gibi şimdi aşkın... Edebiyat sahasında Diriliş Akımının ana merkezi... Bu öyle bir akım ki o dünya kokan Birinci ve İkinci Yeni filan asla tırnağı bile etmez... 

Diriliş akımının şaha kalkmış küheylanlarıyız elhamdulillah... 
Üstad Muhammed Sezai Karakoç gibi insanlığı İslam muhteşemliğine çağırmaya devam edeceğiz inşâallah... 

Bir Ali gider bin Ali gelir. 
Hakikati asla yenemezler! 

Ve Ali Haydar Abim İçin Şiir

Yarım asır mücadele ettin aşkla... 
Cihâd meydanında âh dile kolay! 
Üstad Sezai Karakoç ağabeyiniz
Yedi Güzel Adamın yedincisiydin
Diriliş okulunda çiçekler yeşerdi
En gayretli bahçevanıydın ustam
Hiç yılmadan hep Haydâr-ı Kerrar
Aşkın gözyaşlarından yağmurdun
Gökkuşağında emekle çağlayan... 
Son İslam gençliğine sağanaktın
Diriliş akımının can sancaktarıydın
Mânâ âleminde inmez idin atından
Nice eserin aşktan küheylanlardı
Yılkı atların vardı hep iman burculu
Yaşlanmayan gözlerinde dört nala
Yüreğinin güneşi ışıldardı ustam
Sana baktıkça üstadı hatırlardık... 
Emekçi denince kalbimizin aklına 
Hemencecik düşen öncülerdendin
Bilmem nasıl hakkını öder Türkiye
Senin, Sezai üstadın, yedi güzelin... 
Birer Mehmed Âkif birer Âsım olup
Umudu oldunuz Said-i Nursilerin... 
Bahsettiği baharın miladıydınız!
Şimdi yeni eller devralacak sizden
Mesih ile Mehdi çağlarına kadar...
Yılmadan yakmak için diriliş ateşini
Yarım kalmayacak bu gerçek sevda
Kalemler ki, kılınçlara dönüşecek... 
Zülfikâr yürekler asla dinmeyecek! 
Hiç yılmadan hep Haydâr-ı Kerrar
Aşkın gözyaşlarından yağmurdun
Gökkuşağında emekle çağlayan... 
Yaşlanmayan gözlerinde dört nala
Yüreğinin güneşi ışıldardı ustam
Sana baktıkça üstadı hatırlardık... 
Cihâd meydanında âh dile kolay! 
Yarım asrı devirdin aşkla sevdayla
Bilmem nasıl hakkını öder Türkiye
Senin, Sezai üstadın, yedi güzelin... 
Yarım kalmayacak bu gerçek sevda
Kalemler ki, kılınçlara dönüşecek... 
Zülfikâr yürekler asla dinmeyecek! 



14 Ağustos 2026 Cuma

İNCİLA

Ve dizinde narin bir çam ağacı sanki. 
Kuğu boynuna dökülmüş sanki yıldızlar... 

Gülünce sen yıldızlı geceye dönüşürdü. 
Çocuksu, ceylansı, yüzün ve yüreğin... 

Sesinde cıvıltılar, mırıldanmaklar... 
Sadrında sarılarak uyur kediler... 

Sarılsak sanki tutuşturacaktık dünyayı. 
Umudun vefaya sevdası ellerimiz... 

Fidanlar ekecektik seninle çocuklara. 
Suyunu verecektik o derin gözlerinle... 

Sonra kuşlar gelir koromuza katılır. 
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni... 



BARIŞ IRKÇILIĞI BİTİRMEKLE GELİR



Türkiye'nin en büyük düşmanları en azılı teröristler türk ırkçısı ajanlardır. 

Milliyetçilerden bahsetmiyoruz. Faşirt ırkçı katil Hitler sevici kafatasçı ve Kürd düşmanı ajanlardan bahsimiz. 

Bunlar kan döktü, zulmetti, katliam yaptı.

Yarım asır kardeş kanı akmasına sebep oldular. 

Bugün bunlar başa gelse para için hırs için kin için yine yapar partileri. 

Bu defa bir asırlık kardeş kanı akmasına sebep olurlar. 

Kim bunlara oy verirse mahşerde fitneden, fesattan, katillikten onlar da mesul olur. 

Bunlara oy vermek teröre destek olmaktır. 

Ülkede her gün bombalar patlıyordu. O günleri asla unutmayın. 

Türk ırkçılarını susturmak en başta size düşüyor. Çevrenizde mahalle baskısı kurun. 

Irkçılara nefes alacak alan bırakmayın. Irkçılara karşı sert olun. 

Irkçılık tecavüz gibi alçakça bir ahlaksızlık. 

Tecavüzcülere yapılanlar biraz olsun caydırıcı. 

İşte ırkçılara da böyle sert olmalı ki caysınlar, çekinsinler. 

Fitneciler ancak güçten, kötekten, baskıdan anlar. 

Bu eğitimsizleri başka türlü eğitemezsin. 

Halklar bu saatten sonra büyük bir mahalle baskısı kurmalı. 

Irkçılar çok ağır cezalar almalı ibret için! 

Sahiden barış isteyen çoğunluk savaş isteyen bir avuç azınlığı bastırmalı. 

Kürd halkının anadilde eğitim gibi haklarını vermek yetmez. 

Düşmanlık edenleri, ateşe ateş dökenleri de eritmek, bitirmek gerekir. 

Irkçılık üzerinden siyasete yasak getirilmeli. Irkçı partilerin kirli siyaseti engellenmeli. 

Irkçılık yapan siyasetçiler ömür boyu hapsedilmeli. 

İdam gelmeli. Öldüren öldürülmeli. Ölümlere sebep olan siyasetçiler de katil cezası almalı. 

Bu beşeri mağara devri yüzünden insan insandan uzaklaştı. 

Sokaklar kötülerin mekanı oldu. Zalimler mazlumları ezip duruyor. 

Belki yüzbinlerce kötü ve zalim sınıfına asıl gerekenler yapılmadıkça 100 milyon insan asla rahat edemeyecek Türkiye'de! 




5 Ağustos 2026 Çarşamba

KUDÜS

Bomba artıkları saksılarıydı
Çiçekler yetiştirirdi füzelerde
Kudüslüler sahabe nesliydi
Ashabın bugünkü varsileri... 
Asla yenemezsiniz melunlar
Nasıl yeneceksiniz sevgiyi? 
Kaybetmeye mahkumsunuz
Mahkum cılız nefretleriniz! 
Gazze aşkın bahçesi adeta
Şüheda kokusu cennet gibi
Ölüm sağanağı altındayken
Binaların enkazları arasında
Namaza duran cesur erleri
Yuvası yıkılırken çok hızlıca
Şükür namazları kılan yiğidi
Silahlara kafa tutan çocuğu
İnsanlığın zirvesi Hamzaları
Ömerleri, Alileri, Fatımaları... 
Söyleyin nasıl yeneceksiniz? 
Siz fareden bile korkan sürü
Siz insanlığın o en lanetlileri
Siz şeytanların en şeytanı
Siz alçakların en alçağı siz
Cehenneme sürüleceksiniz! 






31 Temmuz 2026 Cuma

ELİMİ BIRAKMA DİZİSİ



TRT yine kalitesini konuşturmuş. 

Elimi Bırakma diye bir dizi yapmışlar.

İlk bölümünden son bölümüne kadar edepli ahlaklı bir şekilde aşk ve dram dizisi nasıl çekilir resmen dünyaya kanıtlamışlar. 

Senarist Volkan Yazıcı ve Nilüfer Aydın... 

Yapımcı Süreyya Yaşar Önal ve yönetmen Sadullah Celen... 

Oyuncular Alp Nevruz, Alina Boz, Cemre Baysel, Emre Bey ve ustaları Seray Gözler... 

Hepsini ayrı ayrı tebrik ediyorum. 

Maalesef 2018 yapımı bu diziden daha yeni haberim oldu, izleyebildim.

Birkaç günde neredeyse bütün bölümlere baktım. 

Başrol Cenk'in arabayla imtihanı, çocukluğundan beri başına gelen acılar dizi tarihinin en acı yansımalarından olsa gerek. 

Alina ise zaten yaşayarak oynamış, hayatının eseri olmuş, Alp için de öyle, başyapıtları. 

Emre Bey ise başrol gibi oynamış, kardeşliğin sembolü olmuş. 

Cemre Baysel'in namı diğer İncila'nın, Leyla'nın nasıl bu kadar yetenekli olduğu o yıllardan belliymiş meğer... 

Seray Gözler ise kitap bırakmış. Her bölümde sözleri not alınmalı. Tevekkül, edeb, kaliteli üslup, yiğitlik, dürüstlük, insanlık ve daha nicesi.
Evliya yürekli bir derviş gibi... 

Çocuk oyuncularda da en iyi hikaye Mert'in hikayesi. 59 bölümü bir ay içinde izlemeye çalışın tavsiyem, ilk defa bir diziyi neden tavsiye ettiğimi anlayacaksınız. 

Bu diziyi TRT acilen dünya ülkelerine pazarlamalı. Yedi Güzel Adam dizisi gibi tam Anadolu topraklarını yansıtmış bu harika dizi. Elbette eksikleri, yanlışları var. Ancak geneli itbariyle köklü bir edebi eser gibi... 

Hatta yeni bölümleri de çekilmeli. Çocukların büyüdüğü yerden devam etmeli. Nice boş diziler devam etti sonra. 

Oysa Elimi Bırakma, Yedi Güzel Adam gibi esaslı eserler devam etmeli, ettirilmeli. 

İyi diziler iyi örnekler demek gençliğe. Bu kanalı doğruluğa akıtmalı... 

Bilal Yavuz


9 Temmuz 2026 Perşembe

İNSANLIĞA İFŞA



Siyonist uşağı FIFA adaletsiz memurlarıyla müslümanların futbol takımlarına set olmaya devam ediyor. Son örnek Mısır... Maçı adeta baltalayıp Arjantin'e verdiler. Yahudi mahallesinde yetişmiş ağlama duvarında ağlayan Messi için bir sürü fazladan balon ödül aldırıldı. 
Şimdi Dünya Kupası verecekler ellerinden gelirse eğer! 
Bu zalimler böyledir iyilere karşı ittifak ama kendi aralarında paramparça... 

Gelelim asıl konuya! Bilinende 1985 yılı filandan başlayan. Deccalin çetesi, asıl masonları ifşa... 
Diyalog diye çok eskiden beri kurulup özellikle şimdi azgın faaliyetlerini artıran bir zalim küresel terör örgütü var. 
Epistein adaları ve olayı da bunlarla bağlantılıydı. O kaçan alçak Epistein yine bunlara kaçmış olmalı. 
Elon Musk gibi milyarderler bu deccal örgütü Diyalog pisliğinin üyesi. 

"İsviçreli hacktivist Maia Arson Crimew'in ortaya çıkardığı sızıntılar, Peter Thiel'in 2006'da kurduğu özel bir topluluk olan Dialog'un katılımcı ve üye ağındaki isimleri gün yüzüne çıkardı.

Son dönemde yazılım şirketi Palantir üzerinden ABD ve İsrail'e gözetim ağı sağlamakla eleştirilen Silikon Vadisi milyarderi Peter Thiel, şimdi de farklı ülkelerden siyasi elitlerle kurduğu özel ilişkilerle gündemde." EuroNews

Bu Peter zalimi öndeki piyon, arkada Rothschild ve Rockefeller aileleri de olabilir. 
Bu insan şeytanları ağaları Trump ve Netanyahu gibi şeytanlarla beraber ilerliyor. Bazı metafizik şeytani cin kabileleriyle ittifak kurmuşlar. 

Metafizik eğitim kursları açarak insanları ağlarına düşürüyorlar. Verilen tekrarları yapanlar davet açıyor bilinçsiz. Sonra davetli cinler musallat oluyor bunları ormanlara götürtüyor. Ülkemizde ormanda kaybolup vefat eden kadın bunun örneği. 

Bir de sen gör kanalının son çalışmasında detaylar. Ömer Akın hocanın yaşadıklarına şahid olanlar uyandı. Bu zalim milyarderler daha fazla menfaat uğruna kendilerini şeytanlara sattılar. Kaybolan nice çocuğu da bunların ifritleri musallat ile ormanlara kaçırtıyor. 
Polise yakalanmadan kendilerince insanları kurban ediyor bu şeytanın ve deccalin köpekleri. Ömer Hoca Epistein adasında tapılan ifriti öldürdü. Şimdi Dialog teröristleri yeni bir elebaşı şeytan bulup ona tapmaya başlamışlar. Ömer hocaya veya bunları ifşa eden yazarlara suikast olursa şayet sebebi bunlardır. Dünya ülkeleri bunların silahlı Mossad tipi ajanları kaynıyor. 

Mümin canlar, Karuf ve Necemin, Ömer abi onları da mahvedecektir Kahhar Tealanın izniyle inşaallah... 
Allah Tealadan başkasından korkumuz yok elhamdulillah... Bunların bizleri de fişleyeceğini belki bize metafizik veya normal hayatta piyonlarıyla bulaşabileceğini bildiğimiz halde gerçekleri açıklıyoruz. Çevrenize yayın... 

Siyonistler ve siyonist milyarderler gizlice bebeklerin, çocukların kanını içmeye, etlerini yemeye devam ediyor. Yeni koronalar üzerinde çalışıyor. Bunların kankaları veya bunların ta kendisi koronada parayı cukkalayıp yeraltı şehirleri inşa etti. 

Elon Musk Mars Koloni filan hikaye. Aya bile gidemediler. Hepsi yalan, uyuttular. Müslüman metafizik erbabı ifşa etti bunları. NASA da maske. 3. Dünya Savaşı ve yeni koronalar ile amaçları insanlığı öldürüp birkaç milyon insan kalabilmek ve o da yahudiler için... Kimi farkında kimi değil ama aynı amaç uğrundalar siyonistler, hristiyan azgın başları bile kandırmış durumda, tasmalamış durumdalar... 

Dialog üyeleri... Mesela bu isimler arasında Elon Musk, Jared Kushner, Senatör Ted Cruz, Hazine Bakanı Scott Bessent, YouTube CEO'su Neal Mohan, Xbox Başkanı Sarah Bond, OpenAI Başkanı Greg Brockman, Anthropic küresel ilişkiler sorumlusu Michael Sellitto ve bir dizi tanınmış kişi yer alıyor. Facebook vs. başındaki o yahudi genç de bunlarla olabilir. Bunlar piyon. Asıl baş pislikler kendini gizliyor olmalı. Elbet hepsine sıra gelecek! Kutuplarda aşı görmemiş ilkel virüsleri ve hastalıkları bulup yaymanın peşinde olanlar var. Kuraklık için bulutlarla oynama peşinde olanlar var. Gökyüzüne attıkları metal blokları fay hatlarına düşürüp depremin tetiklenmesi için uğraşanlar var. Türkiye ve Venezuella depremlerinde de bu metal bloklar fay hattına düşürüldü mü araştırılmalı. Elbette bunlar kendileri birşey yapamaz ama imtihan sırrı var, eğer Allah dilerse izin verirse toplu katliama sebep olabilirler, zaten bombalarla nükleerle de sebep olmuyorlar mı caniler düşünün. Halkımız bu ifşaları dünyaya yaymalı. İnsanlığa anlatmalı. 

Ajanları bu yazıları bile iletecektir onlara eminiz. Mümin ordular boş durmayacak! Meznadaki Karuf boş durmayacak onlar iyi bilirler bu ismi. Dünyada Hakk'ın müminleri bitirecek sizi inşaallah, mahşerde ise Hakk'ın sonsuz kusursuz mahkemesi verecek daimi cezanızı! 

Mehdi aleyhisselam ve ordusu teröristlerinizin celladı olacak inşaallah, dağlar taşlar dile gelecek o gün ve deccal babanızın sonu Hazret-i İsa aleyhisselamın elinden olacak... 
İnsan ve cin şeytanları hüsrana, zillete, yenilgiye mahkumdur! 

Allah Tealanın tuzağı, tüm tuzaklara üstündür! 

1 Temmuz 2026 Çarşamba

CEMRELLA


Gözlerinde derin bir orman vardı
Kuyular gibi salmış cevherini
Bu karanlık ormanın en gizeminde
Bir ışık vururdu o tenha gölüne
Kalbin bir titrek yavru ceylandı
Yarasını yalar gibi iner su içmeye
Yüzer düşlerin şu dingin suda
Masalsı ve mahcup kuğularca
Hazinen harabeme uçurtmalardı

Cemremdin sen gülünce ısınırdım
Gülünce çiçeğe dururdu sevdaluk
Çocuksu gülüşünde çağlayanlardı
Bağrından bağrıma coşan ırmaklar 
Dişlerin yıldızlar gibi parıldardı
Yanaklarında nazlı kiraz mevsimi
Ellerinde merhametten bir yağmur
Nefesinden bile öperdin kedileri
Toprağı öper gibi yürürdün leydim
Narin ayaklarından birer buselik

Çehrenin o yeşil denizinde leylim
Hüzünler öyle derin öyle yorgun
Gülüşünde bile kavuşmuş sanki
İlkbaharla sonbahar birbirine âh
Bakışında solgun kemanlar ağlıyor
Yüreğin yüreğimde suskun uzaklar
Bir gönül batağında yalnız aşkıyla
Cemresi cevherine coşkun Fiona
Çığlığın çığlığıma sessiz aynalar








28 Haziran 2026 Pazar

YENİ KORONA



Metafizik İstihbarat Teşkilatından gelenleri izlemeye devam ediyoruz. 

Bir de Sen Gör youtube kanalında son gelen görevli şunları dedi. 

Koronayı yayanlar aşırı paralar kazanıp bununla bitkili oksijenli kapsamlı yeraltı şehirleri kurdular. 

Eğer bu olduysa zalimlerin yeni hedefi çok daha vahim virüslerin ve hatta kutuplardaki antik virüslerin yayılması için çabalayıp sonra kendi ekibiyle yeraltı şehrine kaçarak insanlıktan uzaklaşmak olabilir. 

İnsanlığı milyona hatta binlere indirmek bu şeytanilerin hep amacıydı. 

Bilimi bunun için kullandılar. Nice bilim adamı diye bilinenler dünyanın en azılı seri katilleriydi. 

Şimdi mikroplarla büyüttükleri böcekleri, zehirli sivrisinekleri dünyaya salmışlar. 

Dikkat ve rikkat... Böceklerden, sivrisineklerden tedbir amaçlı özellikle uzak durun... 

Elbette Allahualem... Elbette tevekkeltualallah... Elbette Allah'ın tuzağı tüm tuzaklara üstündür! 

Şeytan ve deccal bataklığı zayıflamaya başladı. Zayıfladıkça çıldırıp dünyayı ateşe vermeye çalışacaklar. 

Üçüncü dünya nükleer savaşı amaçları, kimyasal tuzaklar, virüs savaşları, en acımasız zalimlikler, bebek kanı içişleri hep bu yüzden... 

Elon Musk gibi medyatiklerin alayı doğrudan veya dolaylı bunların askerleri, memurları, hizmetlileri... Dünyaya sempatik görünme çabasındaki Musk gibi piyonlar aslında en azılılardan... İnsanlık farkına bir varabilse... 

Nice sözde sağlık kuruluşu da böyle zalimlikler peşinde. İlaç sektörü mafya patronları hastalık yayma peşinde yeni ilaçları satmak için... Nice ilaç işe yaramıyor, sadece tiryaki ediyor bağımlı kılmak için... Küçük bir örnek Otrivine... 

Nice kanserli doğal yöntem tedavileriyle iyileşirken nice kanserlileriyse hastahaneler öldürdü mesela... Elbette şifa yalnızca Allah'ın ve yalnızca Allah Tealadan... 

Bu metafizik heyet daha önce de bulutlarla oynamaya çalışan siyonistleri ifşa etmişti. Sonrasında İran bunların batıl sistemlerini bombaladı. Ardından ülkemizde belki son asrın en çok yağış yağan ayları oldu. Elbette ancak Hakk izniyle olabilir böyle hadiseler, imtihan dünyasındayız ama unutmamalı... Allahualem... 

Deccal döneminde kuraklıktan da söz ediyordu hadisler. Deccal zamanına erişen sakın onun tuzaklarına kanmasın. Sakın yemek için su için dinden çıkmasın. Kehf suresini okusun. Deccal kusurludur, fanidir, zalimdir, noksandır. 

Allah subhabdır! Herşeyin tek Rabbi Allah asla emekleri zayi etmez... 


25 Haziran 2026 Perşembe

ŞİİR

Yüreğinde solgun yüreğinde
Bir umut çığlığıdır dengbejlik
Yana yakıla feryad figan
Bahara, bahçeye hasretliktir
Özlemdir, sıladır gül kokusuna
Bağrında Velime geceleri
Omzunda dinmeyen delilo
Oy havar havuşlar can deryası
Kan sudan koyudur şimdi

Bizim küçelerimiz leylim
Dar gelir gönlü geniş olmayana
Şimdi kardır şimdi kış kıyameti
Suskun, puskun yüreğin
Soğuk ateş gibidir şimdi
Elde tutulmaz olmuş ayaz
Gözyaşları buzuldur gözlerinde
Babasını camlarda bekleyen
Bükülmüş zarokların
Yorulmuş kevokların




23 Haziran 2026 Salı

DİYARBEKİR VE HİZMET

DİYARBAKIR VE HİZMET GERÇEKLERİ

Diyarbekir bazalt denizidir, tarihi taşların kültürel deryasıdır. 

İlim ehli bilir ki Kabe taşları bazalttandır. 

Ne zaman bazalt ile kurulmuş şehir Diyarbekir şiirine baksak, kalbimize sevda eser, aklımıza Kabe gelir, bize mübarek beldeyi hatırlatır. 

Diyarbekir aynı zamanda fethedilmiş birinci kostantiniyyedir, ikinci kostantiniyye İstanbul... 

Bu peygamberler ve sahabeler diyarına ihanet eden çok oldu. Atananlar döneminde de hizmet görmedi. 

Odalarındaki lüks jakuzilerinde duş alıp trilyonlarca tatlıyı yiyip gittiler. 

Yolsuzluk davası görenler, yolsuzluktan içeri girenler oldu. 

Öncesindeki Kürd yöneticiler de hizmette çok eksikti, zaten ellerini bağlıyordu konjonktür de... 

Ben tam aksini düşünüyorum. En vasat dönem bu DEM dönemi diyen bazı DEM seçmeninden çok ayrı düşünüyorum. 

Bence Diyarbakır asıl bu dönemde biraz hizmet gördü tam 100 yıl sonra. 

Bence Serra Bucak aralarında en başarılısı oldu. 

Yiğidi öldür hakkını yeme derler ya onca eleştirime rağmen diyorum bunu. 

İlk iktidara geldiklerinde kent lokantası, halk ekmek, sosyal tesis, otobüslerin artırılması ve yeni nesil otobüslerin alımı, metro, Saraykapı'nın trafiğe kapatılması, kaldırım işgalinin bitirilmesi, Gazi caddesinin trafiğe kapatılması, ongözlü sorunlarının bitirilmesi noktasında yazılar kaleme aldık.

Halkımızın fayda görmesi için çeşitli fikirler sunduk. Şimdi son gelinen noktaya bakıyorum... 

Bu dönemde ne yazdıysak ne çizdiysek, neredeyse çoğunu uyguladılar. Oysa atanan zihniyet yazılarımıza hiç bakmaya bile tenezzül etmezdi. 

İşte bu yüzden gerçek bir takvalı insan kesinlikle bu iktidarı eleştirmeli. Bu iktidar kördür, sadece kendinedir. 

Bir hadise var ki ibretliktir. 
Din tüccarları bizi asla dinlemezken...
DEM ise fikirlerimizin nicesini halk için hayata geçirdi. 

Elbette İslam Hukukuna tabi olunsa adaletin zirvesini görürdü halklar, gönlümüzün arslanı bellidir. 

Ancak şu da var ki Serra Bucak'ın tırnağı etmez, mukaddesatı menfaati için kullanmaya çabalayan sahtekarlar... 

Dağkapı Meydanı, Ulucamii meydanı, Hz. Süleyman Camii meydanı şerefidir Diyarbakır şehrinin... 

Bu üç meydanın kahvehane işgalinden artık kesin tam arınması gerekiyor. Birkaç gün önce gittim baktım yine kürsüler atılmış meydanın 2 tarafına da! Gazi caddesi de hala işgal altında... 

Gelelim yine 3 meydana.
Bazalt taşlarından yapılma tarihimizi hatırlatan yeni banklar da inşa edilmeli buralara. Bank sayısı daha da artırılmalı. Minyatür Diyarbakır şehrinin bir maketi de Ulucamii meydanının tam ortasına bırakılmalı. Hatta Mardinkapıdaki o sanat eseri oraya gelebilir. Yere konulmalı. Etrafı çevrilmeli. Görevli başında olmalı. Dağkapı Meydanı da bu sunum için asıl alan olabilir. Yeni bir camekanın içinde elbette. 

Milyonlarca turist geliyor. Gördüklerinde sarsılıyorlar bu harika meydanları da. Buralarda kürsülerin olması darbedir Diyarbekir itibarına. 

Şehri Hindistan olmaktan çıkarmalı! 
Hindistan turistlerden sonra dünyanın alay konusu oldu. Diyarbekir bu akıbeti yaşarsa hepimiz mesul olabiliriz bu hazin durumdan. 

Gazi Caddesinde esnaf hala işgal ediyor kaldırımı hala tezgahtarlar var. Tüm tezgahçılar ofise yakın bir yerde bir sokakta olmalı. Turistik bir sokak kurulmalı onlara mağdur edilmemeli.
Uygun fiyat arayanlara yeni rota olur hem... Ama Suriçinde olmamalılar. 

Suriçi esnafı da denetlenmeli. Bozuk ürünler satıyorlar halka ve turistlere. Bazıları böyle. Acil yoğun denetim olmalı. 

Esnafın işgaline de son vermeli. Esnaf dükkanının önünü boşaltmalı. Dükkanın içinde olmalı malı, ürünü! 

Hasanpaşa Hanı tarihtir. Kahvaltıcılardan arındırılmalı. Üst katta müzeler olmalı. Alt katta tamamen sadece kültürümüzü yayacak dükkanlar olmalı. 

Suriçinde ses sorunu çözülmeli. Mikrofonla konuşmak, yüksek sesle müzik yasaklanmalı. Kafelerin de hakkı yok rahatsız etmeye. Fenomenim diye ortaya çıkıp milleti miktofonla rahatsız eden zırzoplar toplatılmalı. Tur rehberleri bile mikrofonla anlatmaya başlamış, Ulucamii içinde ibadet edenleri rahatsız ediyor avludan... Böyle mi olacaktı akıbet... 

Dilenci sorunu kesinlikle hallolmalı. Bir masajcı dilenci var mesela masaj yapıyor yaklaşıp sonra pişkince para istiyor bir saatte belki 20 turistten insandan para koparıyor. Yıllardır yapıyor. Artık Ulucamii içinde ibadet edenleri rahatsız ediyor. Bir tanıdık parayı da kumara yatırıyor diyordu. Böylelerini palazlandırmayın. Milyoner oluyorlar sayenizde haberiniz yok! 

Yüzlerce zabıta sürekli Suriçinde olmalı gece gündüz! Camilerin içini dahi denetlemeli. Suriçi camileri kalabalık olduğundan dilenciler buralarda faaliyette bazıları içeride yapar olmuş bu yüzsüzlüğü. Zabıta camiyi gözetlemiyor diye! İbadet edenleri müşteri görür olmuşlar artık. 

Dilencilik yasaklanmıştır. Nice hadis var araştırın. Dilenci sizi kandıracağına gidin gerçek yoksulları bulun. Fakirliğinden emin olduğun dilenciye de yardımını gıda, giyim, kira vs. yap, elleri para almaya alıştırma. Bu sözümüz de halkadır. İnfak, zekat, sadaka dine uygun yapılmalı. Gerçek muhtaçlar bulunmalı. 

Diyarbakır şehrimizi canlı yayında gösterenler var. Ağırbaşlı değilsen, saçma sapan sapkın şakalar yapıyorsan, yayın açarak kültür hizmeti vermiyorsun, şehrine ihanet ediyorsun, unutmamalı... 

Maalesef bu şehirde de kötüler çoğalıyor giderek. Eskiden arsızı hırsızı namussuzu ibret ederlerdi. Şimdi kalmıyor giderek o bilinç... 

Hamza, Ömer, Ali, Aişe, Fatıma olmak isteyen yiğitler şehrine destek olmalı, onursuzlara bu İslam şehrinde asla bir karış toprak bırakmamalı. 

Kuşu ölen çocuğu ziyarete giden bir Rasulullah aleyhisselam ümmetiyiz.

Nazar boncukları şeytanların şirke götüren büyüsüdür, böyle hurafeleri ve büyücüleri, yalancı falcıları, sahtekar tüccarları, kumarbaz dilencileri, hırsız yolsuzları temizlemedikçe ve dosdoğru imanla yeniden yeşertmedikçe bu şehri, bu şehir eski günlerine dönemeyecek... 

Doğruluk, merhamet, cesaret reçetemiz... 

Bu reçeteye uyan asalet ehline, iyi güzellere, güzel iyilere gönülden selam olsun... 

Diyarbekir bir nefes hep çağlar cevherimizde... 

Atananlar tehlikesi olmazsa, Serra Bucak kalmaya devam ederse sanki metroyu, tramvayı da getirecek gibi duruyor. 

Tarihe geçme fırsatıdır ona da... Halka hizmeti Hakk'a hizmet şuuruyla yapıyorsa ne mutlu ona... 

Elbirliğiyle şehrimize vefa duyalım, mikroplardan temizleyelim kentimizi, sokaklarımızı, mahallemizi... 

Fesatçıları, torbacıları, sapkınları barındırmayalım. 

İçini ve dışını temizleyelim Kadim Diyarbekirimizin... 

19 Haziran 2026 Cuma

KARACADAĞ TÜRKÜSÜ

KARACADAĞ TÜRKÜSÜ

Gelincik Dağında taşlar
Sanki namaza durmuş
Taşı gavur sanma cano
Taşlardan deryalar vardır
Zikrederler hep Rabbini
Allah der tüm zerreleri

Zalim gibi katı değil
Kahhâr haşyetiyle düşer
Doruklardan niceleri
Taş deyip geçme cano
Kimi surdur kimisi sır
Taştan taşa çarpar Dicle
Suyla taşın sevdasını
Dansını âşıklar bilir

Gelincik Dağında rüzgar
Taşların okşar başlarını
Taşlar var çiçeğe durur
Taşlar var yeşerir alnı
Taşın tırnağı etmez ley
Soytarilar ve kebrağlar
1001 yüzlü münafıklar

Taşları yağmurlar tanır
Taşları gözyaşları bilir
Taşları toprağı sever
Taşları ustalar anlar
Ateşleri dinler taşlar
Dağlardır nicesinin 
Anayurdu baba ocağı
Kadim vatan hasreti

Sırtsırta verince taşlar
Süleyman ve Ulucamii
Karacadağ burcuları
Asırlardır bazalt aşkta
Surları ve Ongözlüsü
Kurşunlusu, Minaresi
Taştan şiir Diyarbekir

Gelincik Dağında rüzgar
Taşların okşar başlarını
Taşlar var çiçeğe durur
Taşlar var yeşerir alnı
Taşlardan deryalar vardır
Zikrederler hep Rabbini
Allah der tüm zerreleri

15 Haziran 2026 Pazartesi

HABİL



Benim hayırlı annem ve babam dünyanın en iyi anne ve babalarından elhamdulillah... Maşaallah... 

Bilirim ki beni asla arkamdan vurmazlar benim, beni korumak için canlarını bile ortaya koyarlar. Eminim... 

Bir ömür evlatları için emek verdiler, hatta babam genç yaşta kardeşleri için emek verdi yılmadan... 

Şu güven hissi var ya tarifsiz bir duygu, muhteşem bir ihsan Rabbimizden... 

Böyle yiğit mütedeyyin onurlu tüm anne ve babalara maşaallah... Hepsi için elhamdulillah... 

Benim durumumda olan kardeşlerim çok iyi anlar. Muhteşem bir kısmettir hayırlı aile... Daima teşekkür Hakk'a... 

Benim gibi olmayan kardeşlerime de hayırlı dost, eş, evlat nasib eylesin Allah... Daima demeliyiz, Subhanallah... 

Bunlar hep İslam sayesinde... 
İslam ahlakıyla ahlaklanmış neslin hayırlı ana baba evlatları bu örnek insanlar. 
Daima şükür Rabbimize... 

Nefsine uyup evladına ihanet eden hayırsız anne ve babalara, fırsatını bulunca yılan gibi sokan hain hayırsız kalleş kardeşlere ve evlatlara ne acı... 

Tuzak kurdukça kurarlar. Hakk'ın tuzağını tatmak için! Allah vekildir Habillere... Habil ne güzel bir simgedir. 

Habil kötülüğe direnişin, kötü olmamaya direnmenin sembolüdür. İyilerin sembolüdür Habil! 

Allah rahmet eylesin Hazret-i Habil'e... O ne güzel bir yiğittir, şühedanın ilkidir. 

Şehadet Habil gibi bir hayırlı evlatla, hayırlı kardeşle başlamış... 

Eğer evlatları olmuşsa hayırlı bir babayla... Bizim bildiğimiz ilk şehid... Allah yolunda... 

İş kur varımızı yoğumuzu feda ederiz sana dedi hayırlı fedakar annem babam... Oysa nice hayırsız anne baba var ki git iş bul der sadece bu işsizlik çağında, hep evladını suçlar, asla destek olmaya gönüllü olmaz, toplar da toplar, adaletsizdir, evlat seçer, para kaynağı kesilecek diye düşman olur hatta evladına, evladının hayallerine, hiç utanmazdan hiç utanmadan. Evlatlarını ayıran zalim zihniyetlere yuh olsun, veyl olsun... 

Takvalı anne baba fedakar oluyor. Dintüccarı ve dinsiz imansız vicdansız anne baba ise cahil kesimden... 

Günümüz siyaseti de öyle... Halkına karşı hayırsız ailedir nice sözde zirve partiler... Bencil ve seçtiklerini düşünen sadece... 

Hakkı hukuku insanlığı adaleti onuru bilmeyen! Ne yazık, ne yazık... 




8 Haziran 2026 Pazartesi

GÖNÜLDEN ÖZDEYİŞLER 2

1) Kalbin sustuğu yerde akıl eksik, aklın sustuğu yerde kalb yalnızdır.

2) Kalbinle aklettikçe, aklın kalbileşecek! Aklınla kalbet... 

3) Kalbin aklı vicdandır. 
Aklın kalbiyse adalettir. 

4) Aklın değmediği duygu körelir. Kalbin değmediği düşünce taşlaşır. 

5) Kalbi olmayan akıl zalimleşir, aklı olmayan kalb ise aldanır. Cahile kanan gafildir. 

6) İnsan; aklıyla yükselir, kalbiyle yücelir. Cenâb-ı Hakk hazretlerinin hakikat yolunda kanatlanmak gerekir. 

7) Akıl gerçeğin kapısını aralar, kalb ise o kapıdan nasıl geçileceğini gösterir. 

8) Aklın sesi uzaklardan bile gelir ama kalbin sesi hep derinden daha derinden... Kalb, Allah'a yaklaştıkça, dünya küçülür.

9) Kalbin aklı iyileştirir, aklın kalbi güzelleştirir. Kendini öven eksiklerini gizler; kendini bilen eksiklerini görür.

10) Aklın inceliği keskinleştirir, kalbin inceliğiyse berraklaştırır. Passız keskin bir kılınç ol sevdayla aşkla... 

12) Akıl zamanla olgunlaşır, kalbin olgunluğuysa bazı zaman çocuklukta başlar. Nice yiğidin yaşken merhametli oluşu en güzel örnektir. 

13) Akıl susunca hata başlar ama kalb susunca yalnızlık başlar. En ağır yük söylenmemiş pişmanlıklardır. İnsan en çok kimse görmezken yaptığı seçimdir.

14) Akıl kalbi enginleştirir, kalbin aklı derinleştirir. İnsan aynaya yüzünü gösterir; yalnızlığa ise ruhunu... 

15) Aklın kalbi, kalbin aklıyla tutuşunca insan kandilleşir. Işığı gel birde yananlara sor! 

16) İnsan, aklıyla dünyayı tanır; kalbiyle kendini tanır. Kalbin derinliği arttıkça söz azalır, mana çoğalır.

17)  En uzun yol, insanın aklından kalbine olan yolculuğudur. Aklın çözemediği bazı düğümleri, kalbin samimiyeti çözer.

18) Kendini bilen birçok sorudan kurtulur. Rabbini bilen ise birçok korkudan... Gerçek cesurlara ne mutlu! 

19) Kalbinin aklıyla, aklının kalbini dizginle! Kendine hakim olan, dünyaya hakim olandan daha güçlüdür! 

4 Haziran 2026 Perşembe

DİYARBEKİRLİ YILMAZ GÜNEY

Yılmaz Güney aslen Diyarbakırlıdır. Hepimizin hemşehrisiydi. Babası, atası Siverekten, Karacadağ eteklerinden Adanaya göçmüş... Yılmaz Güney öyle doğmuş Adana'da. 

Zaten yüzü, karakteri, duruşu da bunu gösteriyor, Ahmed Arif endamı, havası varmış. Bazı sözleri bile Ahmed Arif şiirleri gibidir. 

Müslümanların Diyarbakır ve Siverek güzelliğini fethi ilk olarak Hazret-i Ömer’in Hilafeti döneminde olmuştur.

Ebu Ubeyd Bin Ğanem Komutanlığındaki İslam ordusu, 637-639 yılları arasında Diyarbekir ve Siverek'i fethetti. 

Başka rivayette Diyarbakır'ın fethi sırasında Halid bin Velid'in Kara Amide geldiği, Diyarbakır ve Siverek'in onun tarafından alındığı bildirilmektedir.

1517'de Osmanlı topraklarına da katılmıştır. Siverek, Osmanlı İmparatorluğu’nun Diyarbekir Vilayeti’ne bağlı bir kazaydı.

Siverek’in bugün bağlı bulunduğu Şanlıurfa ise Halep Vilayeti’ne bağlı bir sancak idi. 

Urfa Osmanlı’nın son döneminde Halep’ten ayrılarak Vilayet durumuna getirildi. Siverek ise Diyarbekir Vilayeti’ne bağlı bir sancak oldu. 

Siverek Kaymakamlığı’nın paylaştığı bilgilerde Siverek’in tam kalkınma ve gelişme devresine gireceği sırada, aşiretler arasındaki çekişmeler ve yerel yöneticilerin de isteğiyle 1926 yılında ilçe yapılarak Urfa'ya bağlanmıştır. 

İşte bu çekişmeler sırasında Yılmaz Güney ailesi Adana'ya göçtü. O Karacadağ eteklerindeki bizim İzol aşiretiyse Mardin ilçelerine... 

Fitne yüzünden nicemizin aşireti anavatanımız Karacadağ eteklerinden ayrı düştü, uzakta kaldı. 

Olsun, kardeş kanı akacağına, sürgüne, hicrete eyvallah... 

Karacadağ etekleri bugün ülkeye yön vermiş nice örnek şahsiyetin ve topluluğun anayurdudur, beşiğidir, özvatanıdır. 




3 Haziran 2026 Çarşamba

TASAVVUF SÖZLERİ 1

Bismillâh... Subhanallâhi vebihamdihi adede halkihi... Ve rıdâ nefsihi... ve zinete arşihi ve midade kelimâtihi... 


YENİ DİYARBAKIR ŞİİRLERİ