Diyarbekir Şairi Bilal Yavuz Şiirleri Ve Yazıları...
Kıyamet kıyamet yeşeren bir Diriliş vardır!
1 Ağustos 2026 Cumartesi
31 Temmuz 2026 Cuma
ELİMİ BIRAKMA DİZİSİ
Elimi Bırakma diye bir dizi yapmışlar.
İlk bölümünden son bölümüne kadar edepli ahlaklı bir şekilde aşk ve dram dizisi nasıl çekilir resmen dünyaya kanıtlamışlar.
Senarist Volkan Yazıcı ve Nilüfer Aydın...
Yapımcı Süreyya Yaşar Önal ve yönetmen Sadullah Celen...
Oyuncular Alp Nevruz, Alina Boz, Cemre Baysel, Emre Bey ve ustaları Seray Gözler...
Hepsini ayrı ayrı tebrik ediyorum.
Maalesef 2018 yapımı bu diziden daha yeni haberim oldu, izleyebildim.
Birkaç günde neredeyse bütün bölümlere baktım.
Başrol Cenk'in arabayla imtihanı, çocukluğundan beri başına gelen acılar dizi tarihinin en acı yansımalarından olsa gerek.
Alina ise zaten yaşayarak oynamış, hayatının eseri olmuş, Alp için de öyle, başyapıtları.
Emre Bey ise başrol gibi oynamış, kardeşliğin sembolü olmuş.
Cemre Baysel'in namı diğer İncila'nın, Leyla'nın nasıl bu kadar yetenekli olduğu o yıllardan belliymiş meğer...
Seray Gözler ise kitap bırakmış. Her bölümde sözleri not alınmalı. Tevekkül, edeb, kaliteli üslup, yiğitlik, dürüstlük, insanlık ve daha nicesi.
Evliya yürekli bir derviş gibi...
Çocuk oyuncularda da en iyi hikaye Mert'in hikayesi. 59 bölümü bir ay içinde izlemeye çalışın tavsiyem, ilk defa bir diziyi neden tavsiye ettiğimi anlayacaksınız.
Bu diziyi TRT acilen dünya ülkelerine pazarlamalı. Yedi Güzel Adam dizisi gibi tam Anadolu topraklarını yansıtmış bu harika dizi. Elbette eksikleri, yanlışları var. Ancak geneli itbariyle köklü bir edebi eser gibi...
Hatta yeni bölümleri de çekilmeli. Çocukların büyüdüğü yerden devam etmeli. Nice boş diziler devam etti sonra.
Oysa Elimi Bırakma, Yedi Güzel Adam gibi esaslı eserler devam etmeli, ettirilmeli.
İyi diziler iyi örnekler demek gençliğe. Bu kanalı doğruluğa akıtmalı...
Bilal Yavuz
23 Temmuz 2026 Perşembe
9 Temmuz 2026 Perşembe
İNSANLIĞA İFŞA
Şimdi Dünya Kupası verecekler ellerinden gelirse eğer!
Bu zalimler böyledir iyilere karşı ittifak ama kendi aralarında paramparça...
Gelelim asıl konuya! Bilinende 1985 yılı filandan başlayan. Deccalin çetesi, asıl masonları ifşa...
Diyalog diye çok eskiden beri kurulup özellikle şimdi azgın faaliyetlerini artıran bir zalim küresel terör örgütü var.
Epistein adaları ve olayı da bunlarla bağlantılıydı. O kaçan alçak Epistein yine bunlara kaçmış olmalı.
Elon Musk gibi milyarderler bu deccal örgütü Diyalog pisliğinin üyesi.
"İsviçreli hacktivist Maia Arson Crimew'in ortaya çıkardığı sızıntılar, Peter Thiel'in 2006'da kurduğu özel bir topluluk olan Dialog'un katılımcı ve üye ağındaki isimleri gün yüzüne çıkardı.
Son dönemde yazılım şirketi Palantir üzerinden ABD ve İsrail'e gözetim ağı sağlamakla eleştirilen Silikon Vadisi milyarderi Peter Thiel, şimdi de farklı ülkelerden siyasi elitlerle kurduğu özel ilişkilerle gündemde." EuroNews
Bu Peter zalimi öndeki piyon, arkada Rothschild ve Rockefeller aileleri de olabilir.
Bu insan şeytanları ağaları Trump ve Netanyahu gibi şeytanlarla beraber ilerliyor. Bazı metafizik şeytani cin kabileleriyle ittifak kurmuşlar.
Metafizik eğitim kursları açarak insanları ağlarına düşürüyorlar. Verilen tekrarları yapanlar davet açıyor bilinçsiz. Sonra davetli cinler musallat oluyor bunları ormanlara götürtüyor. Ülkemizde ormanda kaybolup vefat eden kadın bunun örneği.
Bir de sen gör kanalının son çalışmasında detaylar. Ömer Akın hocanın yaşadıklarına şahid olanlar uyandı. Bu zalim milyarderler daha fazla menfaat uğruna kendilerini şeytanlara sattılar. Kaybolan nice çocuğu da bunların ifritleri musallat ile ormanlara kaçırtıyor.
Polise yakalanmadan kendilerince insanları kurban ediyor bu şeytanın ve deccalin köpekleri. Ömer Hoca Epistein adasında tapılan ifriti öldürdü. Şimdi Dialog teröristleri yeni bir elebaşı şeytan bulup ona tapmaya başlamışlar. Ömer hocaya veya bunları ifşa eden yazarlara suikast olursa şayet sebebi bunlardır. Dünya ülkeleri bunların silahlı Mossad tipi ajanları kaynıyor.
Mümin canlar, Karuf ve Necemin, Ömer abi onları da mahvedecektir Kahhar Tealanın izniyle inşaallah...
Allah Tealadan başkasından korkumuz yok elhamdulillah... Bunların bizleri de fişleyeceğini belki bize metafizik veya normal hayatta piyonlarıyla bulaşabileceğini bildiğimiz halde gerçekleri açıklıyoruz. Çevrenize yayın...
Siyonistler ve siyonist milyarderler gizlice bebeklerin, çocukların kanını içmeye, etlerini yemeye devam ediyor. Yeni koronalar üzerinde çalışıyor. Bunların kankaları veya bunların ta kendisi koronada parayı cukkalayıp yeraltı şehirleri inşa etti.
Elon Musk Mars Koloni filan hikaye. Aya bile gidemediler. Hepsi yalan, uyuttular. Müslüman metafizik erbabı ifşa etti bunları. NASA da maske. 3. Dünya Savaşı ve yeni koronalar ile amaçları insanlığı öldürüp birkaç milyon insan kalabilmek ve o da yahudiler için... Kimi farkında kimi değil ama aynı amaç uğrundalar siyonistler, hristiyan azgın başları bile kandırmış durumda, tasmalamış durumdalar...
Dialog üyeleri... Mesela bu isimler arasında Elon Musk, Jared Kushner, Senatör Ted Cruz, Hazine Bakanı Scott Bessent, YouTube CEO'su Neal Mohan, Xbox Başkanı Sarah Bond, OpenAI Başkanı Greg Brockman, Anthropic küresel ilişkiler sorumlusu Michael Sellitto ve bir dizi tanınmış kişi yer alıyor. Facebook vs. başındaki o yahudi genç de bunlarla olabilir. Bunlar piyon. Asıl baş pislikler kendini gizliyor olmalı. Elbet hepsine sıra gelecek! Kutuplarda aşı görmemiş ilkel virüsleri ve hastalıkları bulup yaymanın peşinde olanlar var. Kuraklık için bulutlarla oynama peşinde olanlar var. Gökyüzüne attıkları metal blokları fay hatlarına düşürüp depremin tetiklenmesi için uğraşanlar var. Türkiye ve Venezuella depremlerinde de bu metal bloklar fay hattına düşürüldü mü araştırılmalı. Elbette bunlar kendileri birşey yapamaz ama imtihan sırrı var, eğer Allah dilerse izin verirse toplu katliama sebep olabilirler, zaten bombalarla nükleerle de sebep olmuyorlar mı caniler düşünün. Halkımız bu ifşaları dünyaya yaymalı. İnsanlığa anlatmalı.
Ajanları bu yazıları bile iletecektir onlara eminiz. Mümin ordular boş durmayacak! Meznadaki Karuf boş durmayacak onlar iyi bilirler bu ismi. Dünyada Hakk'ın müminleri bitirecek sizi inşaallah, mahşerde ise Hakk'ın sonsuz kusursuz mahkemesi verecek daimi cezanızı!
Mehdi aleyhisselam ve ordusu teröristlerinizin celladı olacak inşaallah, dağlar taşlar dile gelecek o gün ve deccal babanızın sonu Hazret-i İsa aleyhisselamın elinden olacak...
İnsan ve cin şeytanları hüsrana, zillete, yenilgiye mahkumdur!
Allah Tealanın tuzağı, tüm tuzaklara üstündür!
8 Temmuz 2026 Çarşamba
1 Temmuz 2026 Çarşamba
CEMRELLA
Kuyular gibi salmış cevherini
Bu karanlık ormanın en gizeminde
Bir ışık vururdu o tenha gölüne
Kalbin bir titrek yavru ceylandı
Yarasını yalar gibi iner su içmeye
Yüzer düşlerin şu dingin suda
Masalsı ve mahcup kuğularca
Hazinen harabeme uçurtmalardı
Cemremdin sen gülünce ısınırdım
Gülünce çiçeğe dururdu sevdaluk
Çocuksu gülüşünde çağlayanlardı
Bağrından bağrıma coşan ırmaklar
Dişlerin yıldızlar gibi parıldardı
Yanaklarında nazlı kiraz mevsimi
Ellerinde merhametten bir yağmur
Nefesinden bile öperdin kedileri
Toprağı öper gibi yürürdün leydim
Narin ayaklarından birer buselik
Çehrenin o yeşil denizinde leylim
Hüzünler öyle derin öyle yorgun
Gülüşünde bile kavuşmuş sanki
İlkbaharla sonbahar birbirine âh
Bakışında solgun kemanlar ağlıyor
Yüreğin yüreğimde suskun uzaklar
Bir gönül batağında yalnız aşkıyla
Cemresi cevherine coşkun Fiona
Çığlığın çığlığıma sessiz aynalar
28 Haziran 2026 Pazar
YENİ KORONA
Bir de Sen Gör youtube kanalında son gelen görevli şunları dedi.
Koronayı yayanlar aşırı paralar kazanıp bununla bitkili oksijenli kapsamlı yeraltı şehirleri kurdular.
Eğer bu olduysa zalimlerin yeni hedefi çok daha vahim virüslerin ve hatta kutuplardaki antik virüslerin yayılması için çabalayıp sonra kendi ekibiyle yeraltı şehrine kaçarak insanlıktan uzaklaşmak olabilir.
İnsanlığı milyona hatta binlere indirmek bu şeytanilerin hep amacıydı.
Bilimi bunun için kullandılar. Nice bilim adamı diye bilinenler dünyanın en azılı seri katilleriydi.
Şimdi mikroplarla büyüttükleri böcekleri, zehirli sivrisinekleri dünyaya salmışlar.
Dikkat ve rikkat... Böceklerden, sivrisineklerden tedbir amaçlı özellikle uzak durun...
Elbette Allahualem... Elbette tevekkeltualallah... Elbette Allah'ın tuzağı tüm tuzaklara üstündür!
Şeytan ve deccal bataklığı zayıflamaya başladı. Zayıfladıkça çıldırıp dünyayı ateşe vermeye çalışacaklar.
Üçüncü dünya nükleer savaşı amaçları, kimyasal tuzaklar, virüs savaşları, en acımasız zalimlikler, bebek kanı içişleri hep bu yüzden...
Elon Musk gibi medyatiklerin alayı doğrudan veya dolaylı bunların askerleri, memurları, hizmetlileri... Dünyaya sempatik görünme çabasındaki Musk gibi piyonlar aslında en azılılardan... İnsanlık farkına bir varabilse...
Nice sözde sağlık kuruluşu da böyle zalimlikler peşinde. İlaç sektörü mafya patronları hastalık yayma peşinde yeni ilaçları satmak için... Nice ilaç işe yaramıyor, sadece tiryaki ediyor bağımlı kılmak için... Küçük bir örnek Otrivine...
Nice kanserli doğal yöntem tedavileriyle iyileşirken nice kanserlileriyse hastahaneler öldürdü mesela... Elbette şifa yalnızca Allah'ın ve yalnızca Allah Tealadan...
Bu metafizik heyet daha önce de bulutlarla oynamaya çalışan siyonistleri ifşa etmişti. Sonrasında İran bunların batıl sistemlerini bombaladı. Ardından ülkemizde belki son asrın en çok yağış yağan ayları oldu. Elbette ancak Hakk izniyle olabilir böyle hadiseler, imtihan dünyasındayız ama unutmamalı... Allahualem...
Deccal döneminde kuraklıktan da söz ediyordu hadisler. Deccal zamanına erişen sakın onun tuzaklarına kanmasın. Sakın yemek için su için dinden çıkmasın. Kehf suresini okusun. Deccal kusurludur, fanidir, zalimdir, noksandır.
Allah subhabdır! Herşeyin tek Rabbi Allah asla emekleri zayi etmez...
25 Haziran 2026 Perşembe
ŞİİR
Yüreğinde solgun yüreğinde
Bir umut çığlığıdır dengbejlik
Yana yakıla feryad figan
Bahara, bahçeye hasretliktir
Özlemdir, sıladır gül kokusuna
Bağrında Velime geceleri
Omzunda dinmeyen delilo
Oy havar havuşlar can deryası
Kan sudan koyudur şimdi
Bizim küçelerimiz leylim
Dar gelir gönlü geniş olmayana
Şimdi kardır şimdi kış kıyameti
Suskun, puskun yüreğin
Soğuk ateş gibidir şimdi
Elde tutulmaz olmuş ayaz
Gözyaşları buzuldur gözlerinde
Babasını camlarda bekleyen
Bükülmüş zarokların
Yorulmuş kevokların
24 Haziran 2026 Çarşamba
23 Haziran 2026 Salı
DİYARBEKİR VE HİZMET
DİYARBAKIR VE HİZMET GERÇEKLERİ
İlim ehli bilir ki Kabe taşları bazalttandır.
Ne zaman bazalt ile kurulmuş şehir Diyarbekir şiirine baksak, kalbimize sevda eser, aklımıza Kabe gelir, bize mübarek beldeyi hatırlatır.
Diyarbekir aynı zamanda fethedilmiş birinci kostantiniyyedir, ikinci kostantiniyye İstanbul...
Bu peygamberler ve sahabeler diyarına ihanet eden çok oldu. Atananlar döneminde de hizmet görmedi.
Odalarındaki lüks jakuzilerinde duş alıp trilyonlarca tatlıyı yiyip gittiler.
Yolsuzluk davası görenler, yolsuzluktan içeri girenler oldu.
Öncesindeki Kürd yöneticiler de hizmette çok eksikti, zaten ellerini bağlıyordu konjonktür de...
Ben tam aksini düşünüyorum. En vasat dönem bu DEM dönemi diyen bazı DEM seçmeninden çok ayrı düşünüyorum.
Bence Diyarbakır asıl bu dönemde biraz hizmet gördü tam 100 yıl sonra.
Bence Serra Bucak aralarında en başarılısı oldu.
Yiğidi öldür hakkını yeme derler ya onca eleştirime rağmen diyorum bunu.
İlk iktidara geldiklerinde kent lokantası, halk ekmek, sosyal tesis, otobüslerin artırılması ve yeni nesil otobüslerin alımı, metro, Saraykapı'nın trafiğe kapatılması, kaldırım işgalinin bitirilmesi, Gazi caddesinin trafiğe kapatılması, ongözlü sorunlarının bitirilmesi noktasında yazılar kaleme aldık.
Halkımızın fayda görmesi için çeşitli fikirler sunduk. Şimdi son gelinen noktaya bakıyorum...
Bu dönemde ne yazdıysak ne çizdiysek, neredeyse çoğunu uyguladılar. Oysa atanan zihniyet yazılarımıza hiç bakmaya bile tenezzül etmezdi.
İşte bu yüzden gerçek bir takvalı insan kesinlikle bu iktidarı eleştirmeli. Bu iktidar kördür, sadece kendinedir.
Bir hadise var ki ibretliktir.
Din tüccarları bizi asla dinlemezken...
DEM ise fikirlerimizin nicesini halk için hayata geçirdi.
Elbette İslam Hukukuna tabi olunsa adaletin zirvesini görürdü halklar, gönlümüzün arslanı bellidir.
Ancak şu da var ki Serra Bucak'ın tırnağı etmez, mukaddesatı menfaati için kullanmaya çabalayan sahtekarlar...
Dağkapı Meydanı, Ulucamii meydanı, Hz. Süleyman Camii meydanı şerefidir Diyarbakır şehrinin...
Bu üç meydanın kahvehane işgalinden artık kesin tam arınması gerekiyor. Birkaç gün önce gittim baktım yine kürsüler atılmış meydanın 2 tarafına da! Gazi caddesi de hala işgal altında...
Gelelim yine 3 meydana.
Bazalt taşlarından yapılma tarihimizi hatırlatan yeni banklar da inşa edilmeli buralara. Bank sayısı daha da artırılmalı. Minyatür Diyarbakır şehrinin bir maketi de Ulucamii meydanının tam ortasına bırakılmalı. Hatta Mardinkapıdaki o sanat eseri oraya gelebilir. Yere konulmalı. Etrafı çevrilmeli. Görevli başında olmalı. Dağkapı Meydanı da bu sunum için asıl alan olabilir. Yeni bir camekanın içinde elbette.
Milyonlarca turist geliyor. Gördüklerinde sarsılıyorlar bu harika meydanları da. Buralarda kürsülerin olması darbedir Diyarbekir itibarına.
Şehri Hindistan olmaktan çıkarmalı!
Hindistan turistlerden sonra dünyanın alay konusu oldu. Diyarbekir bu akıbeti yaşarsa hepimiz mesul olabiliriz bu hazin durumdan.
Gazi Caddesinde esnaf hala işgal ediyor kaldırımı hala tezgahtarlar var. Tüm tezgahçılar ofise yakın bir yerde bir sokakta olmalı. Turistik bir sokak kurulmalı onlara mağdur edilmemeli.
Uygun fiyat arayanlara yeni rota olur hem... Ama Suriçinde olmamalılar.
Suriçi esnafı da denetlenmeli. Bozuk ürünler satıyorlar halka ve turistlere. Bazıları böyle. Acil yoğun denetim olmalı.
Esnafın işgaline de son vermeli. Esnaf dükkanının önünü boşaltmalı. Dükkanın içinde olmalı malı, ürünü!
Hasanpaşa Hanı tarihtir. Kahvaltıcılardan arındırılmalı. Üst katta müzeler olmalı. Alt katta tamamen sadece kültürümüzü yayacak dükkanlar olmalı.
Suriçinde ses sorunu çözülmeli. Mikrofonla konuşmak, yüksek sesle müzik yasaklanmalı. Kafelerin de hakkı yok rahatsız etmeye. Fenomenim diye ortaya çıkıp milleti miktofonla rahatsız eden zırzoplar toplatılmalı. Tur rehberleri bile mikrofonla anlatmaya başlamış, Ulucamii içinde ibadet edenleri rahatsız ediyor avludan... Böyle mi olacaktı akıbet...
Dilenci sorunu kesinlikle hallolmalı. Bir masajcı dilenci var mesela masaj yapıyor yaklaşıp sonra pişkince para istiyor bir saatte belki 20 turistten insandan para koparıyor. Yıllardır yapıyor. Artık Ulucamii içinde ibadet edenleri rahatsız ediyor. Bir tanıdık parayı da kumara yatırıyor diyordu. Böylelerini palazlandırmayın. Milyoner oluyorlar sayenizde haberiniz yok!
Yüzlerce zabıta sürekli Suriçinde olmalı gece gündüz! Camilerin içini dahi denetlemeli. Suriçi camileri kalabalık olduğundan dilenciler buralarda faaliyette bazıları içeride yapar olmuş bu yüzsüzlüğü. Zabıta camiyi gözetlemiyor diye! İbadet edenleri müşteri görür olmuşlar artık.
Dilencilik yasaklanmıştır. Nice hadis var araştırın. Dilenci sizi kandıracağına gidin gerçek yoksulları bulun. Fakirliğinden emin olduğun dilenciye de yardımını gıda, giyim, kira vs. yap, elleri para almaya alıştırma. Bu sözümüz de halkadır. İnfak, zekat, sadaka dine uygun yapılmalı. Gerçek muhtaçlar bulunmalı.
Diyarbakır şehrimizi canlı yayında gösterenler var. Ağırbaşlı değilsen, saçma sapan sapkın şakalar yapıyorsan, yayın açarak kültür hizmeti vermiyorsun, şehrine ihanet ediyorsun, unutmamalı...
Maalesef bu şehirde de kötüler çoğalıyor giderek. Eskiden arsızı hırsızı namussuzu ibret ederlerdi. Şimdi kalmıyor giderek o bilinç...
Hamza, Ömer, Ali, Aişe, Fatıma olmak isteyen yiğitler şehrine destek olmalı, onursuzlara bu İslam şehrinde asla bir karış toprak bırakmamalı.
Kuşu ölen çocuğu ziyarete giden bir Rasulullah aleyhisselam ümmetiyiz.
Nazar boncukları şeytanların şirke götüren büyüsüdür, böyle hurafeleri ve büyücüleri, yalancı falcıları, sahtekar tüccarları, kumarbaz dilencileri, hırsız yolsuzları temizlemedikçe ve dosdoğru imanla yeniden yeşertmedikçe bu şehri, bu şehir eski günlerine dönemeyecek...
Doğruluk, merhamet, cesaret reçetemiz...
Bu reçeteye uyan asalet ehline, iyi güzellere, güzel iyilere gönülden selam olsun...
Diyarbekir bir nefes hep çağlar cevherimizde...
Atananlar tehlikesi olmazsa, Serra Bucak kalmaya devam ederse sanki metroyu, tramvayı da getirecek gibi duruyor.
Tarihe geçme fırsatıdır ona da... Halka hizmeti Hakk'a hizmet şuuruyla yapıyorsa ne mutlu ona...
Elbirliğiyle şehrimize vefa duyalım, mikroplardan temizleyelim kentimizi, sokaklarımızı, mahallemizi...
Fesatçıları, torbacıları, sapkınları barındırmayalım.
İçini ve dışını temizleyelim Kadim Diyarbekirimizin...
19 Haziran 2026 Cuma
KARACADAĞ TÜRKÜSÜ
KARACADAĞ TÜRKÜSÜ
Sanki namaza durmuş
Taşı gavur sanma cano
Taşlardan deryalar vardır
Zikrederler hep Rabbini
Allah der tüm zerreleri
Zalim gibi katı değil
Kahhâr haşyetiyle düşer
Doruklardan niceleri
Taş deyip geçme cano
Kimi surdur kimisi sır
Taştan taşa çarpar Dicle
Suyla taşın sevdasını
Dansını âşıklar bilir
Gelincik Dağında rüzgar
Taşların okşar başlarını
Taşlar var çiçeğe durur
Taşlar var yeşerir alnı
Taşın tırnağı etmez ley
Soytarilar ve kebrağlar
1001 yüzlü münafıklar
Taşları yağmurlar tanır
Taşları gözyaşları bilir
Taşları toprağı sever
Taşları ustalar anlar
Ateşleri dinler taşlar
Dağlardır nicesinin
Anayurdu baba ocağı
Kadim vatan hasreti
Sırtsırta verince taşlar
Süleyman ve Ulucamii
Karacadağ burcuları
Asırlardır bazalt aşkta
Surları ve Ongözlüsü
Kurşunlusu, Minaresi
Taştan şiir Diyarbekir
Gelincik Dağında rüzgar
Taşların okşar başlarını
Taşlar var çiçeğe durur
Taşlar var yeşerir alnı
Taşlardan deryalar vardır
Zikrederler hep Rabbini
Allah der tüm zerreleri
17 Haziran 2026 Çarşamba
15 Haziran 2026 Pazartesi
HABİL
Bilirim ki beni asla arkamdan vurmazlar benim, beni korumak için canlarını bile ortaya koyarlar. Eminim...
Bir ömür evlatları için emek verdiler, hatta babam genç yaşta kardeşleri için emek verdi yılmadan...
Şu güven hissi var ya tarifsiz bir duygu, muhteşem bir ihsan Rabbimizden...
Böyle yiğit mütedeyyin onurlu tüm anne ve babalara maşaallah... Hepsi için elhamdulillah...
Benim durumumda olan kardeşlerim çok iyi anlar. Muhteşem bir kısmettir hayırlı aile... Daima teşekkür Hakk'a...
Benim gibi olmayan kardeşlerime de hayırlı dost, eş, evlat nasib eylesin Allah... Daima demeliyiz, Subhanallah...
Bunlar hep İslam sayesinde...
İslam ahlakıyla ahlaklanmış neslin hayırlı ana baba evlatları bu örnek insanlar.
Daima şükür Rabbimize...
Nefsine uyup evladına ihanet eden hayırsız anne ve babalara, fırsatını bulunca yılan gibi sokan hain hayırsız kalleş kardeşlere ve evlatlara ne acı...
Tuzak kurdukça kurarlar. Hakk'ın tuzağını tatmak için! Allah vekildir Habillere... Habil ne güzel bir simgedir.
Habil kötülüğe direnişin, kötü olmamaya direnmenin sembolüdür. İyilerin sembolüdür Habil!
Allah rahmet eylesin Hazret-i Habil'e... O ne güzel bir yiğittir, şühedanın ilkidir.
Şehadet Habil gibi bir hayırlı evlatla, hayırlı kardeşle başlamış...
Eğer evlatları olmuşsa hayırlı bir babayla... Bizim bildiğimiz ilk şehid... Allah yolunda...
İş kur varımızı yoğumuzu feda ederiz sana dedi hayırlı fedakar annem babam... Oysa nice hayırsız anne baba var ki git iş bul der sadece bu işsizlik çağında, hep evladını suçlar, asla destek olmaya gönüllü olmaz, toplar da toplar, adaletsizdir, evlat seçer, para kaynağı kesilecek diye düşman olur hatta evladına, evladının hayallerine, hiç utanmazdan hiç utanmadan. Evlatlarını ayıran zalim zihniyetlere yuh olsun, veyl olsun...
Takvalı anne baba fedakar oluyor. Dintüccarı ve dinsiz imansız vicdansız anne baba ise cahil kesimden...
Günümüz siyaseti de öyle... Halkına karşı hayırsız ailedir nice sözde zirve partiler... Bencil ve seçtiklerini düşünen sadece...
Hakkı hukuku insanlığı adaleti onuru bilmeyen! Ne yazık, ne yazık...
8 Haziran 2026 Pazartesi
GÖNÜLDEN ÖZDEYİŞLER 2
1) Kalbin sustuğu yerde akıl eksik, aklın sustuğu yerde kalb yalnızdır.
2) Kalbinle aklettikçe, aklın kalbileşecek! Aklınla kalbet...
3) Kalbin aklı vicdandır.
Aklın kalbiyse adalettir.
4) Aklın değmediği duygu körelir. Kalbin değmediği düşünce taşlaşır.
5) Kalbi olmayan akıl zalimleşir, aklı olmayan kalb ise aldanır. Cahile kanan gafildir.
6) İnsan; aklıyla yükselir, kalbiyle yücelir. Cenâb-ı Hakk hazretlerinin hakikat yolunda kanatlanmak gerekir.
7) Akıl gerçeğin kapısını aralar, kalb ise o kapıdan nasıl geçileceğini gösterir.
8) Aklın sesi uzaklardan bile gelir ama kalbin sesi hep derinden daha derinden... Kalb, Allah'a yaklaştıkça, dünya küçülür.
9) Kalbin aklı iyileştirir, aklın kalbi güzelleştirir. Kendini öven eksiklerini gizler; kendini bilen eksiklerini görür.
10) Aklın inceliği keskinleştirir, kalbin inceliğiyse berraklaştırır. Passız keskin bir kılınç ol sevdayla aşkla...
12) Akıl zamanla olgunlaşır, kalbin olgunluğuysa bazı zaman çocuklukta başlar. Nice yiğidin yaşken merhametli oluşu en güzel örnektir.
13) Akıl susunca hata başlar ama kalb susunca yalnızlık başlar. En ağır yük söylenmemiş pişmanlıklardır. İnsan en çok kimse görmezken yaptığı seçimdir.
14) Akıl kalbi enginleştirir, kalbin aklı derinleştirir. İnsan aynaya yüzünü gösterir; yalnızlığa ise ruhunu...
15) Aklın kalbi, kalbin aklıyla tutuşunca insan kandilleşir. Işığı gel birde yananlara sor!
16) İnsan, aklıyla dünyayı tanır; kalbiyle kendini tanır. Kalbin derinliği arttıkça söz azalır, mana çoğalır.
17) En uzun yol, insanın aklından kalbine olan yolculuğudur. Aklın çözemediği bazı düğümleri, kalbin samimiyeti çözer.
18) Kendini bilen birçok sorudan kurtulur. Rabbini bilen ise birçok korkudan... Gerçek cesurlara ne mutlu!
19) Kalbinin aklıyla, aklının kalbini dizginle! Kendine hakim olan, dünyaya hakim olandan daha güçlüdür!
4 Haziran 2026 Perşembe
DİYARBEKİRLİ YILMAZ GÜNEY
Yılmaz Güney aslen Diyarbakırlıdır. Hepimizin hemşehrisiydi. Babası, atası Siverekten, Karacadağ eteklerinden Adanaya göçmüş... Yılmaz Güney öyle doğmuş Adana'da.
Zaten yüzü, karakteri, duruşu da bunu gösteriyor, Ahmed Arif endamı, havası varmış. Bazı sözleri bile Ahmed Arif şiirleri gibidir.
Ebu Ubeyd Bin Ğanem Komutanlığındaki İslam ordusu, 637-639 yılları arasında Diyarbekir ve Siverek'i fethetti.
Başka rivayette Diyarbakır'ın fethi sırasında Halid bin Velid'in Kara Amide geldiği, Diyarbakır ve Siverek'in onun tarafından alındığı bildirilmektedir.
1517'de Osmanlı topraklarına da katılmıştır. Siverek, Osmanlı İmparatorluğu’nun Diyarbekir Vilayeti’ne bağlı bir kazaydı.
Siverek’in bugün bağlı bulunduğu Şanlıurfa ise Halep Vilayeti’ne bağlı bir sancak idi.
Urfa Osmanlı’nın son döneminde Halep’ten ayrılarak Vilayet durumuna getirildi. Siverek ise Diyarbekir Vilayeti’ne bağlı bir sancak oldu.
Siverek Kaymakamlığı’nın paylaştığı bilgilerde Siverek’in tam kalkınma ve gelişme devresine gireceği sırada, aşiretler arasındaki çekişmeler ve yerel yöneticilerin de isteğiyle 1926 yılında ilçe yapılarak Urfa'ya bağlanmıştır.
İşte bu çekişmeler sırasında Yılmaz Güney ailesi Adana'ya göçtü. O Karacadağ eteklerindeki bizim İzol aşiretiyse Mardin ilçelerine...
Fitne yüzünden nicemizin aşireti anavatanımız Karacadağ eteklerinden ayrı düştü, uzakta kaldı.
Olsun, kardeş kanı akacağına, sürgüne, hicrete eyvallah...
Karacadağ etekleri bugün ülkeye yön vermiş nice örnek şahsiyetin ve topluluğun anayurdudur, beşiğidir, özvatanıdır.
3 Haziran 2026 Çarşamba
TASAVVUF SÖZLERİ 1
Bismillâh... Subhanallâhi vebihamdihi adede halkihi... Ve rıdâ nefsihi... ve zinete arşihi ve midade kelimâtihi...
29 Mayıs 2026 Cuma
DİYARBAKIR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNE ÇAĞRI
Diyarbakır belediyeleri gıda güvenliği anlamında da ülkenin en yetersiz belediyelerinden...
Nice zabıtalar aldığı maaşın hakkını vermiyor, görevini yapmıyor.
Mardinkapı esnafından koli yumurta aldık içleri küflü, simsiyah çıktı birçoğu...
Mardinkapı esnafında maalesef insanları peynir, zeytin, yumurta gibi ürünlerde dolandıran namus yoksulu esnaflar var.
En merkezi en turistik yerler böyleyse mahallenizi varın siz düşünün. Sonra utanmadan küçük esnafa destek istiyorlar.
Parayla kazıklama dönemini geçtik, artık rahatça dolandırma, sağlığa saldırı devrindeyiz.
Mesuller esnafta, zabıtada, belediyelerde.
Çocuğunuza haram lokma yedirmek istemiyorsanız, halkı düşünün!
Bu gariban halklara ne kadar zulüm eden esnaf, zabıta, belediye, hükümet varsa...
Rabbimiz Allah hesabını sorsun onlardan, kul hakları kuşkusuz zayi olmaz.
Mardinkapı, Dağkapı, Suriçi esnafı acil yoğun denetim altına alınmalı.
Dolandırıcıların dükkanı mühürlenmeli, asla bir daha o alanda dükkan açamamalılar.
Zulmü sadece tartıda sananlar... Emin olmadığınız ürünleri satarak da vebaşe giriyorsunuz göreceksiniz...
Ben aracıyım istediğin kadar söyle, mahşerde göreceksin.
Hakkımız haram olsun milletin üç kuruşuna göz diken üçkağıtçı esnaflara, tembel zabıtalara, duyarsız belediyelere...
Serra Bucak hanım Diyarbakır halkı olarak size çağrımızdır, zabıtaya kesin ilk cezayı sonra sözde esnafa...
Diyarbakır halkı çok iyi diyor gelenler, esnafıysa çok kötü demeye başladılar son senelerde, eski gerçek esnafın yerini dolandırıcı, hırsız, serseriler almaya başlamış olmalı.
Yazıklar olsun bu kadim şehri bu hale düşüren emek düşmanlarına...
Bilal Yavuz
25 Mayıs 2026 Pazartesi
DİYARBAKIR ŞİİRLERİ 2
Hayırlı bayramlar cümle mümin canlara, cümle takvalı gönüllere, kuşlar gibi hasetsiz, kibirsiz, yalansız, zincirlerden uzakta uçanlara... Yüceler Yücesi Hakk'a tevekkülle!
En fazla da Gazze, Filistin, Kürdistan, Türkistan gibi mazlum coğrafyaların savaşçı kahraman mücahid çocuklarına...
Onlar ki gazilerin, şühedanın çocuklarıdır, yeğenleridir. Onlar ki cesur sahabenin ahirzaman varisleridir.
Hayırlı bayramlar cümlemize. Allah nice baharlara, bayramlara eriştirsin bizleri yolunda, amin, ecmain, vesselam...
Gönülde çağlayan bir Diyarbakır şiirimizle kelamı tam eylemek isteriz...
ARZIN YILDIZI
Beden dibinde güreşir civanlar
Güvercinler uçuşur damlarında
Suriçi, Alipınar, Bağlar hep aynı
Hep yürekli canların
Benuseni Rabbine ölesiye âşıklar vardır
Edebin, şerefin, namusun başkenti
Mekke, Medine, Kudüs burcusu tüter
Yorgun ocaklarından Diyâr-ı Bekir'in
Dar sokakları sevdaya boyalı
Gönlü geniş olmayana çıkmazdır
Sonra seni düşlerim, ince, apansız
Bir ok gibi saplanırsın kursağa
Seni Karacadağ'ın çetin pınarı
Fırtınan el verir kırgın başağa
Güllerin nazlıdır, alıngan, kuğumsu
Güllerin, maralsı coğrafyalardan
Hikayen bitmeyen türküdür derin
Hikayen, kendine keder kuyusu
Ayrılık zift tadı dudaklarda
Çakılar keskin değil
Kendi solgun pasına
Kurulur nazenin tahtlar damlara
Çevirir örtüler namahremi
Güvenin imzasıdır komşuluklar
Vefayla, sıddıklarla yoğrulmuşlar
Mayasında İslam, ahlak, güzellik
Çehresinde aydınlık, onur
İnsanlığın yüzakıdır yılmazlar
Çakallara bırakmaz asla bu şehri
Arslanlar yatağıdır Kürdistan
Namerdin eliyle bükülmez bileği
Bayramlar hep kurbandır diyarıma
Hazanlarla baharlar iç içedir
Acısı da tatlısı da lezzetli
Hele o ekşileri ömür kazanlarında
Anlatılmaz yaşanır yüreği
Definedir bütün harabeleri
Âleme bir ibrettir Diyâr-ı Bekir
Abdestle, tefekkürle dolaşılan
Bağrında binbir yarayı kaynatan
Cevheriyle derdine derman olan
Kendine hep yangın
Ve aydınlık insanlığa
Bilal Yavuz
20 Mayıs 2026 Çarşamba
ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI
Nice çocukları oyunlar, diziler, sosyal medya, 5g dalgalarıyla esir etmişler zaten ve büyü de yapıyorlar.
Terör olaylarını artık çocuklar, okullar, çocuk mafya çeteleri üzerinden yayıyorlar.
Ana hedefleri de zaten Suriye, İran, Türkiye, Lübnan, Yemen gibi ülkeler...
Suud ve Bae kralları zaten piyonları olduğu için Riyad gibi şehirlerde şimdilik yapmıyor olabilirler o da belki...
Sumud filosunda yine kan akıttılar. Ümmetin bebeklerini yiyen yamyamlar, vahşi batıyı binek yapmışlar.
Uyanmalı. Uyanmalı! Uyanmalı...
Ortadoğunun solcuları sahiden emperyalizme düşmansa onlar da müminler gibi dünyaya düşman sömürgeci siyonistlere karşı cephe açmalı.
Boykot etmeli... Gerekince işbirliği yapmalı bizimle, vatanı savunmalı...
En alçak emperyalistler şeytanlardır, deccal ve piyonlarıdır.
Doğaya, doğala, insana, cana, mala, namusa, hakikate düşmanlar, uyanmalı...
Epistein adasında zalimlerin taptıkları o hadad adlı pisliği esir aldı bizim Ömer hoca Allah'ın izniyle, inayetiyle elhamdulillah...
Bir de sen gör youtube kanalında var videosu.
İbni Karuf ile beraber yakaladılar o şeytanı ve şeytan kabilesini...
Adaya metafizik boyutta gittiğinde şeytanları dalga geçerken bulmuştu insanoğluyla.
O zalimlerin taklidini yapıyor, bebeklerin kanını içiyor, eğleniyorlardı.
Şeytanlar apaçık düşmanlardır onları iyi tanıyın.
Ömer Akın hoca gibi gerçek mücahid yiğitler artmalı.
Gökyüzünde ve yeryüzünde mücahid ordular toparlanıyor.
Türkiye dahi savunma sanayisine neden böyle önem veriyor sanıyorsun.
Üçüncü Dünya Savaşı başladı.
Allah yardım eylesin müminlere İran, Lübnan, Filistin ve her coğrafyada...
Sadece gayrımüslim ülkelerden İspanya onurluca karşı durmaya çabaladı zalimlere. Onun da mazisi Endülüs zaten...
Allah tüm iyilere ihsan eylesin, kötülerle onurlu mücadeleyi...
Bilal Yavuz
15 Mayıs 2026 Cuma
DİYARBAKIR ŞİİRLERİ 1
HEVSEL TÜRKÜSÜ
Hevsel ülkesinde baharlar
Çiçeğe durmadan Kalbim
Kürdistan yüreğinde umut
Uyanmaz imiş vesselam
Dicle ve Fırat sadece su değil
Kürd halk kültürünün
Çağlayan demli kanıdır
Kürdistan damarındna taşan
O coşkun deli tay...
Kürdistan, Kürdçe, Kürd halkı
Ayetlerinden bir ayettir Hakk'ın
Sizi Allah yaratmış ey
Ey gülüşü gül halkım!
Bize Rabbimiz değer vermiş
Hakikat gün gibi ortadayken
Hayın ve yılan ve çıyan
Mahlukların o cılız vızıltısına
Zinhar kulak asmayın
Siz yaşadıkça siz çağladıkça
Siz ettikçe tebessüm
Düşmanlar çıldıracak
Siz bir defa mert öleceksiniz
Korkak namert ırkçılarsa
Korkudan her gün ölecek
Tıpkı gavur babaları
Siyonist çakallar gibi
Hevsel ülkesinde baharlar
Çiçeğe durmadan Kalbim
Kürdistan yüreğinde umut
Uyanmaz imiş vesselam
Şimdi cıvıl cıvıldır
Filinta Şahveliyan
Ergani'de ayçiçeği tarlası
Yurdumun gözyaşları
El ele tutuşmuş Malabadi
Yine aşka durmuştur
Şimdi yorgun yüreğin
Uzanmak ister burçlara
Titrek bir serçedir göğsünde
Heybetli vakur Diyarbekir
Şadırvanlar canlara akar
Abdestler tazelenir
Onurlu sevdalarla
Kırgın güller gülüşür
Elvani bahçelerde
Serin ve derin ve narin
Umutlar yeşerir tazelerde
Her dem ikindi sanki
Aziz bir nehirdir bu şehir
Kadim gönüllerden
Ruhu endamlı miras
Hevsel ülkesinde baharlar
Çiçeğe durmadan Kalbim
Kürdistan yüreğinde umut
Uyanmaz imiş vesselam
11 Mayıs 2026 Pazartesi
DİYARBAKIR ŞİİRLERİ 3
YAKIL AMA YIKILMA
Bu surlar, delikanlı yiğitlerdir
Sırtları sırtımızla dost kardeş
Dayarsın kendini müthiş güvenle
Arkandan vurmaz asla bilirsin
Duruşu omurga, vuruşu şekildir
Dağları yorgun dağlardır, asi
Suları hala gencecik ve körpe
İsyanı bile şereftir bu şehrin
Öfkesi dahi onurlu, ağırbaşlıdır
Edebin heybetli bir başkentidir
Adı diyardır, soyadı ise bekir
Sevdası da imanlı kavgası da
Bağrı arslan yatağı kadim nehir
Coşsun taşsın aziz Diyarbekir
Vurulsun aşkınlar, kırılsın zincir
Kefrun vadisinde can yüreğin
Hırçın bir telaşı büyütür durur
Kaya gibi dağlar der imrenirsin
Oysa hep kederden delikdeşik
Işığı gel bir de yananlara sor
Doğal surlar gibi kayalarıyla
İnsanı aşka çağırır Yâr Kalesi
Aşka, imana ve sabır gülüne
O gül ki bahçeler doğurmuş
O gül ki yiğitler yoğurmuş hey
Adı diyardır, soyadı ise bekir
Bir gül gibi açmıştır cihanda
Soldurma gülünü vefalı çocuk
Hayınlara yem etme yiğidim
Yakıl ama yıkılma Diyarbekir
Bilâl Yavuz
10 Mayıs 2026 Pazar
GÖNÜLDEN ÖZDEYİŞLER
1) Karanlık, sadece ışığın henüz ulaşmadığı bir hikayedir. O hikayeyi okumaya başladığında, gölgeler silinir.
2) Bazı kapılar kapatılmak için değil, cesaretle açılmak içindir. O kapıdan geçtiğinde, dünya ve dünyan, artık eskisi gibi olmayacak...
3) Görmek, yalnızca ışığın gözlere vurması, gözlerin ışığa vurulması değildir. Kalbin, karanlığa meydan okumasıdır.
4) Kulağa karanlık, sessizliktir. Göze sessizlik, karanlıktır. Gözler, çok uzakta yanan küçücük bir ışığı görebilir karanlık sessizliğinde. Kulaklar, çok uzakta ağlayan minicik bir yavruyu işitebilir sessizlik karanlığında. İşte aklına ve kalbine çok derin bir hikmet, pek sarsılmaz bir ibret! Sadece bakma, gör! Yalnızca duyma, işit! Odaklanmak için cevherinin tenhalarından faydalan... Özde köz, közde öz ol!
5) Sözün özü, özün közüdür. Kendi içindeki karanlığı kabullenip aydınlığı aramayan birey, başkasının yoluna ışık tutamaz; onları ancak köreltebilir ya da kör edebilir. Tıpkı kendi gözlerini güneşe karşı yumarak hakikatin ortasında kendine yalandan bir gece oluşu gibi...
6) Herkes güneşli günü sever ama gönül, ancak ayaz bir gecede kendi ateşini kendisi yakmayı öğrenebilir.
7) Nice bilgi bir mum alevi gibidir; alev ne kadar büyürse, onun çevrelediği bilinmezlik karanlığının sınırları da o kadar genişler.
8) En parlak elmaslar, yerin en karanlık ve basınçlı köşelerinde sabırla bekleyen kömürlerden doğar.
9) Şu dünyada ışık elbette gerçeği gösterir; ancak karanlık ise hayal gücünü özgür bırakır. Ve çok parlak bir ışık da tıpkı zifiri karanlık gibi kör edicidir. Hakikat, gözün dayanabileceği bir tonda gizlidir.
10) İçindeki ışığa güvenenler, dışarıdaki fırtınanın karalığından asla korkmazlar; çünkü bilirler ki fenerler, sağlam gemilerin içinde yanar.
11) Mum, yanmadığı sürece elbette karanlığa mahkumdur; ama yanmak için kuşkusuz tükenmeyi de göze almak zorundadır. Ve karanlık büyüdükçe, küçücük bir ışık bile umut olur. Bir mum elbette bütün geceyi yenemez belki ama karanlığa da boyun eğmez! Gerçek kandil başkasının yolunu da aydınlatandır.
12) Gerçek hayatta gölgeler ışıkta beliriyor. Evrende karanlık dediğimiz şayet devasa bir gölgeyse; acaba onu doğuran büyük bir ışık mıdır? Elbette cevabını ancak Allah bilir, Cenâb-ı Hakk hazretleri dilerse ancak dilediği kuluna dilediğini bildirir.
13) Küçücük bir mum alevi, kocaman bir mağarayı fethetmek için yeterli cesarete sahiptir. Haddinden fazlasına güç yetiremezsin! Yolunu aydınlatan, sadece olması gerektiği kadar parlayandır.
14) İnsan bazen kaybolarak kim olduğunu anlar.
15) Bir ömrü geliştiren geçen yıllar değil, o yıllara yüklenen anlamlardır.
16) Nice gönüllerin taşıdığı anlamlar, nice ülkelerin taşıdığı tarihten daha ağırdır.
17) En acı en derin en geniş boşluk, kalbin anlamsızlığa alışmasıdır.
18) İnsan bazen bir yönden değil bin yönden giderek kendine varmak zorunda kalır, labirent bir imtihandır.
19) Anlamın hayatına daldıkça hayatın anlamını tadarsın.
8 Mayıs 2026 Cuma
MÜCADELE
Sonu İsa ve Mehdi aleyhisselam ile sonlanacak, İsa peygamberimizin Deccal şeytanını öldürerek bitireceği, siyonist yahudilerin kökünün kazınacağı o hayırlı son gaza aslında son bir asırdır başlamış durumda diyebiliriz, biiznillah, inşâallah...
Çünkü tam bir asırdır Deccal piyonları olan siyonist yahudi teröristler, mübarek Kudüs şehrimizi işgal etmiş durumda ve bir asırdır yiğit kahramanlar onlarla mücadele eder durumda... Kıyamet alametlerinin de çoğu gerçekleşmiş vaziyette... Artık özellikle büyük alametler bekleniyor. Allahualem, Allahuakbar elbette...
Rabbimiz Allah, şühedası ve gazileriyle beraber hepsini o son hayırlı ordudan olma şerefiyle şereflendirsin ve bu şerefi cümlemize ihsan eylesin... Rabbimiz, imanımızı daim kılsın, sapasağlam eylesin, artırdıkça artırsın... O küresel, aziz, hayırlı cihadın bir mensubu olarak mübarek yolunda hayır üzre yarıştırsın, şerefli bir cihad ile bereketlendirsin bizi ve sonumuzu yolunda şehadetle, kelime-i şehadet getirerek göçmekle, O'na dönmekle şereflendirsin, gariban ömürlerimizi, akıbetlerimizi hüsnü hatime ile çiçeklendirsin... Âmin, ecmain...
Müminler, bulundukları vatanlarında ve diğer beldelerde, sahtekar yalancı olup mehdiyim, mesihim, peygamberim diyen azgın zalim şerlilere aldanmadan, yalancı sapık deccallere kanmadan, hakiki Mehdiyi ve gerçek Mesihi bekler vaziyette siyah sancaklıları oluşturmalı. Her beldede bir hayırlı siyah sancaklılar topluluğu cihada hazır ve nazır olmalı. Bu siyah sancaklar en şerefli sancağımız olan Kelime-i Tevhid sancaklarına ve Ukab-ı Şerife uygun olmalı...
Her siyah sancaklı zümreden cihada hazır yiğitler savaşmak üzre, geri kalanlarsa mallarıyla, dualarıyla, çalışmalarıyla Hamas meşalesine destek olmalı. Hamas ümmetin namusudur bugün, Hamas ashabın destanının devamıdır.
AH DAĞLARI
Kötülere ve kötülüğe şahid olmaktan o kadar usandık ki...
İmkanımız olsa hayatımızın geri kalanını Medine ve Mekke şehirlerinde geçirirdik...
Haccımıza, umremize bile engel oluyorlar. Mahşerde görüşeceğiz...
O kadar çok şükredelim ki Allah'a cenneti ve cehennemi yarattığı için...
Azılı gavur zalimlerin sonsuza dek cehennemde mahvoluşu o kadar adil bir muhteşem hadise ki...
Çocukların kanını içenler var bu dünyada asla unutma...
Ve dahildeki gafillerin medeni batı dedikleri vahşi batının çocukları bunlar!
İnsana dair bütün güzellikler hep halis müminlerin olduğu yerlerde, evlerde...
Gerisi hep yobazlığın ve vahşiliğin ve caniliğin ürünleri çeşit çeşit bataklık.
Bugün iki konuda kardeşlerime uyarım olacak.
Siyonistler savaşta telefonları patlatarak müminlere saldırdı.
Siyonistler olası savaş durumunda bu kez müminlerin elektrikli araçlarını patlatmak isteyecek, ailelerin araçlarda yanmasın için!
Elektrikli araçların başka tehlikeleri de var.
Hele ki böyle denetim yoksulu ülkelerde...
Ona göre pekçe dikkat çokça rikkat...
İkinci uyarım düşmana karşı susmayın, kininizi diri tutun.
Bakın İran zalimleri vurup duruyor.
Müslümanlardan hiç değilse bir kesim şuan cihadda inşaallah...
İslam Coğrafyasındaki doğanın değişimi ibret değil de nedir?
Kuraklık yıllarca bir uyarıydı ümmete...
Allah o kadar merhametli ki... Kaderden iyice derin düşün bak hadiselere.
Şimdi ne de güzel yağmurlar elhamdulillah...
Müminler susarsa mahşerde hesabı var.
Susmazsa dünya ahret mutluluk inşaallah...
Zulme susmayan yiğitlere selam olsun.
Kötülere karşı hazırlıklı olan iyiliği yayan güzellere bin selam olsun...
23 Nisan 2026 Perşembe
KURTULUŞA ÇAĞRI
Liderini, önderini, bilmem neyini putlaştıranın mahşerde vay haline, mesela şeytanyahu ve trump köleleri...
Hiç ibret almaz mısın ey müslüman? İyi düşün söylediklerimizi...
Kim İslam nizamından yüz çevirirse o dinden ve yoldan çıkar. Sadece inkar eden, düşmanlık eden mi saptı sanıyorsun?
Eliyle düzeltemeyen, diliyle ve kalbiyle... Allah için zulmün karanlığına karşı duran aydınlara, nurlulara, kandilleredir kurtuluş inşâallah...
Yalnız Allah Tealayı sevip Allah'tan ötürü Allah'ın sevdiklerini seven ve Allah'tan ötürü Allah'ın sevmediklerini sevmeyenedir kurtuluş... Allah için zalimlere buğzedene...
Bu âlemde her şey zıddıyla kâimdir. Muhabbetin zıddı da nefret olduğundan, Allâh’ın sevmediklerinden nefret etmek de, Allâh’ı sevmenin en tabiî ölçüsüdür. Îmânı seven, küfürden nefret eder; sevâbı ve hayrı seven, günahtan ve şerden nefret eder. Bu sebeple “Allah İçin Muhabbet ve Buğz” sahibi olmak zarûrîdir. Îmânımızın temel harcı, “lâyıkına muhabbet, müstehakkına nefret” olmalıdır.
Hayırlı topluluğa kulak ver. Ücretleri yalnız Allah'a aittir.
Seni hakikate, öze, gerçeğe çağrıyorlar. Küfrü, zulmü, bidatleri, hurafeleri, sahteleri bırakıp hakikate, Rasulullâh aleyhisselamın davet ettiği gerçek İslam dinine sımsıkı sarılanlara ne mutlu!
Ne mutlu sapan fırkaların zamane süslümanı olmayan hakiki müslimlere gerçek müminlere ne mutlu...
Zaman çok çabuk geçiyor. Mesela son 30 yıl ne çabuk geçti değil mi? Göz açıp kapamadan... Rüya gibi... Ölüm bizi bekliyor. Uyan...
Pek yakında vademiz dolacak. Cesetler gömülecek, gözler akacak toprağın altında...
Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz... Allah'a teslim ol, kurtul... Sonsuz kurtuluş yalnız Allah rızasında, İslam nizamında...
Kul hakkı çok ağır yüktür. Sanmayın yanınıza kalacak ey zalimler...
Ne diyor güzide bir âyetin meali...
"Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor."
Tevbe edip salihlerden, iyilerden ol, kurtul biiznillah... Elbette Allahuekber...
Subhanallahi velhamdulillahi... Lâ ilâhe illallâhu adede halkihi ve rıdâ nefsihi ve zinete arşihi ve midâde kelimâtihi...
17 Nisan 2026 Cuma
İNSANLIĞA DAVET
Silahlı diziler, silahlı oyunlar, adaletsiz sistem, bozguncu sözde düzen...
Ortak katilleri saymakla bitiremeyiz!
Ve bu daha başlangıç...
Geçen bir seri katilin hikayesine baktım, rapor aldırmış kendine, sürekli öldürmüş salmışlar öldürmüş salmışlar böyle böyle onlarca mazlumu öldürmüş belki yüz... Allahualem... Çok değil 30 yıl önceden bahsediyoruz. Sonra deli olmadığı anlaşılmış!
Sağlık kurullarında bile rüşvet dönüyor. Dolaylı yoldan katil doktor, katil yargıç dolu ortalık... Birini öldüren ister hastane ister cezaevi kısas adaleti zaten yok, ölene kadar içerde de tutmuyorlar, salıp duruyorlar, salanlar ortaktır katliamlara, susanlar da!
İslami adil hukuksuz, İslami ahlaklı eğitimsiz çok daha hızlı olacak bozulma gittikçe...
Emin olun bu çöplükte bu bataklıkta bu kesinlikle daha başlangıç!
Uzaktan eğitim için bastırın, evlerinize kapanın uzlete çekilin, çocuklarınızla çıktığınızda ruhsatlı silahlarla çıkın dışarı, bu bataklık olmuş kaos şehirlerinde özsavunmadan başka çözüm yok...
İslamdan uzak kalan bu vahşi ortaçağ devam ettiği müddetçe...
Silahlı şehvetli diziler ve oyunlar ve uygulamalar geleceğin seri katillerini, azılı sapıklarını, vahşi sapkınlarını yetiştiriyor eskiden azdı şimdi aşırı derecede artacak böyle gittikçe göreceksiniz!
Birileri hala psikolog vs. bık bık ötüp dursun. İslami eğitim ve İslami caydırıcı ağır gerçek cezalar olmadıkça asla rahata eremeyeceksiniz, mahşerde mesuller de susanlar da hesap verecek...
Tevhidin, gerçek müslümanlığın, hakiki müminliğin dünya ahret aydınlığına çağırıyoruz sizi...
Ücretimiz yüceler yücesi subhan tek bir Allah Tealaya aittir.
Sizin denediğiniz beşeri çürük işler bakın tutmuyor. İslamın aydınlığına uyun da görün ileri gelişmiş ferah nizam neymiş...
İslama davet insanlığa davettir.
14 Nisan 2026 Salı
YAPAY ZEKANIN DİYARBAKIR ŞİİRLERİ
Yapay Zekayı da yaratan Allah... Daima elhamdulillah... Adede halkihi... Subhanallah... Lâ ilâhe illallâh... Muhammed Rasûlullâh...
Diyarbakır hakkında şiir yaz dedim.
Yapay zekadan bazı şiirler aktı geldi...
Yalnız unutmamalı hatasız değil yapay zeka, saçmaladığı, batıl sözlü zamanları da çok oluyor, yaymamalı onları, yanlışları, günahları...
Siz kıymetli okurlarım, hemşehrilerimle bazı güzelleri, hoşları paylaşayım dedim.
İşte Yapay Zekanın Diyarbakır Şiirleri...
Kıyamete Kadar Susacak Taşların Kitabı
Ben bu şehri ilk gördüğümde
Zaman henüz içimde
Bir çocuk değildim—
Bir hatıranın doğmamış yankısıydım
Surlar konuşmadı
Çünkü hakikat bağırmaz
Taş, yalnızca sabredenin kalbine açılır
Ve ben—
Kalbimi bir mezar gibi taşıyordum
Ey şehir
Adın söylenince gölgem secde eder Rabbine
Çünkü sen
Toprağa yazılmış bir kader ayetisin
Silinmeyen, unutulmayan
Ve her unutuluşta yeniden dirilen
Bir nehir geçer içimden
Adı yok
Ama herkes ona Dicle Nehri der
Oysa o—
Benim parçalanmış zamanımdır
Her akışında biraz daha eksilirim
Gece çöktüğünde
Diyarbakır Surları bir kitap gibi kapanır
Ve ben o kitabın
Okunmamış sayfaları arasında sıkışırım
Bir harf olurum—
Okunursa yanacak
Ey kadim yalnızlık
Sen bu şehrin gerçek sahibisin
İnsanlar sadece geçer
Ama sen kalırsın
Bir ezan gibi asılı
Göğün kırılmış yerinde
Ulu Camii’nin taşlarında diz çökmüş zaman
Secdeyi unutmuş kalpler için ağlar durur
Ben duydum—
Hiç kimsenin duymadığı o iç sesi
“İnsan, kendine sürgündür” dedi bana
Ve ben o sürgünü kabul ettim
Çünkü her sürgün
Bir dönüşün başlangıcıdır
Ama dönüş—
Bu şehirde hep yarım kalır
Diyarbakır
Sen artık bir yer değilsin
Sen—
İçimde kapanmayan bir kıyametsin
Ve ben
Her sabah yeniden ölen
Ama bir türlü dirilemeyen
Bir duanın
Son kelimesiyim
Surdaki Sır
Sanki taş kesilmiş bir kara sevda,
Diyarbakır derler, dipsiz bir kuyu.
Zamanın nabzı bu eski havada,
Surlar ki, bir devin bitmez uykusu...
Dicle akar gider, gönül bir sürgün,
Her bir kavisinde bin yıllık düğüm.
Gökler mi yaklaştı, yer mi çok yorgun?
Ben bu şehre bakıp neyi gör düğüm?
Zulmetin içinde nurdan bir damla,
Sahabe nefesi sinmiş toprağa.
Yoğrulmuş bu toprak kanla ve gamla,
Hasret kalmış ruhum bu son durağa.
Ey siyah surlardaki gizli bilmece!
Söyle, hangi eldir vuran bu mührü?
Gündüzü bir çile, sırrı bir gece,
Burada yendim nefsimdeki o küfrü...
Zamanın bittiği yerdir bu eşik,
Maziden ebede uzanan bir yol.
Gönlüm bu diyarda hem kor, hem ışık;
Ya beninde kaybol, ya bende var ol!
Surlar susmaz burada,
taş konuşur geceyle.
Her çatlakta bir hatıra,
her gölgede eski bir ses bekler seni.
Dicle ağır akar,
bir bilgenin sabrı gibi;
ne gördüyse saklar içinde,
ne duyduysa anlatmaz herkese.
Güneş bile başka doğar burada,
daha yakıcı, daha gerçek.
İnsanın içine işler
hem acıyı hem umudu aynı anda.
Bir çocuk gülüşü yükselir sokaktan,
yoksulluğa inat, zamana karşı.
Ve bir anne duası
göğe en temiz haliyle varır.
Diyarbakır…
Adın bir şehir değil sadece,
bir hafıza, bir yara, bir direnç.
Ve en çok da
susarak anlatılan bir hikâye.
Kara Taşın Hafızası
Kara taşın gölgesinde yürür zaman,
adımların yankı olur yüzyıllara.
Bir kapı aralanır usulca,
geçmiş girer içeri, çıkmaz bir daha.
Rüzgâr dokunur surların yüzüne,
eski bir türküyü hatırlar gibi.
Kim bilir kaç ayrılık geçti buradan,
kaç kavuşma yarım kaldı gece gibi.
Dicle yine sessiz, yine derin,
sanki her şeyi bilip susan biri.
Bir damla düşer yüreğine şehrin,
adını koyamazsın—belki hüzün, belki diri.
Sokaklar dar ama hikâyeler geniş,
her ev bir kitap, her pencere göz.
Bakarsın, anlarsın ama anlatamazsın,
çünkü bazı şehirler konuşulmaz… hissedilir sadece biraz.
Dicle’ye Fısıldayan Şehir
Akşam iner usulca taşların üstüne,
gölgeler uzar, sırlar büyür sessizce.
Bir ezan yankısı karışır rüzgâra,
kalbin durur bir an, sebebini bilmezsin.
Dicle’ye eğilir şehir her gece,
bir şeyler fısıldar kimsenin duymadığı.
Belki eski bir aşkın adı,
belki yarım kalmış bir vedanın ağırlığı.
Surlar bekler, dimdik ve suskun,
yorgun ama hâlâ gururlu.
Geçen her insan biraz bırakır kendinden,
bir iz, bir kırık, bir umut dolu.
Ve gece derinleşirken usul usul,
yıldızlar iner avlulara.
Diyarbakır uyumaz aslında,
sadece hatıralarına sarılır karanlıkta.
Taş ve Zaman Arasında
Bir şehir düşün,
kalbi taştan ama atışı insan…
Her dar sokakta bir ömür saklı,
her kapıda yarım kalmış bir selam.
Diyarbakır Surları konuşur geceyle,
bin yılın yorgunluğunu omzunda taşır.
Suskunluğu bir dil gibidir burada,
anlayan anlar, anlamayan geçer.
Dicle Nehri ağır akar,
sanki zamanı incitmemek ister gibi.
Her damlasında bir hikâye gizli,
her kıyısında bir insan eksik kalmış gibi.
Güneş sert doğar bu şehirde,
ama en çok akşamları yakar içini.
Bir türkü yükselir ansızın,
kim söyledi bilinmez—ama herkes bilir kendini.
Bir çocuk koşar taşların üstünde,
yoksulluğa meydan okur gülüşüyle.
Bir anne dua eder kapı eşiğinde,
gökyüzü eğilir onun sessizliğiyle.
Diyarbakır…
Sen sadece bir şehir değilsin,
ne haritada yerin var ne de bir sınırın.
Sen;
acıyla yoğrulmuş bir sabır,
susarak büyüyen bir çığlık,
ve en çok da
unutulmamak için direnen bir hatırın.
Zamanın Nabzı Diyarbekir
Bir şehir değil bu—
bir kalbin dışa vurmuş hâli,
taşın dile geldiği yer,
sessizliğin bile anlam taşıdığı.
Diyarbakır Surları geceyi sırtında taşır,
yıldızlar bile yaslanır gölgesine.
Her burçta bir isim kazılıdır görünmeden,
her taş bir insan gibi susar derinliğine.
Dicle Nehri akar—ama aslında durur,
çünkü bazı acılar acele etmez.
Suyuna bakarsın, kendini görmezsin;
orada senden önce kırılmış yüzler var.
Bir ses yükselir uzak bir avludan,
ne tam sevinç ne de bütünüyle keder.
Bu şehir, duyguların ortasında kalmış,
ne gitmiş ne de tamamen döner.
Güneş vurur, taş yanar, insan susar—
ama içten içe bir şey büyür burada:
adı konmamış bir direnç,
yıkılmamayı öğrenmiş bir dua.
Bir çocuk, tozlu bir sokağın ortasında
geleceğe meydan okur gibi güler.
Ve o an anlarsın:
umut, en çok burada inat eder.
Diyarbakır…
sen anlatılmazsın.
Çünkü seni anlatmaya kalkmak,
bir ömrü tek bir nefese sığdırmak gibidir.
Sen;
zamana direnen bir hatıra,
unutuldukça büyüyen bir ses,
ve insanın içine yerleşip
bir daha hiç çıkmayan bir şehirsin.
Küllerin Altındaki Ses
Bir şehir değil bu—
yarası kabuk tutmayan bir zaman.
Adını söyleyince bile
insanın içinde bir şey yer değiştirir.
Diyarbakır Surları…
taş değil onlar—
üst üste konmuş suskunluklar.
Her biri bir ağız,
ama konuşursa dünya yıkılır diye susar.
Ve Dicle Nehri…
su değil o—
geçmişin kendini tekrar etmemek için
yavaş yavaş unutmaya çalıştığı bir hafıza.
Ama unutur mu?
Unutamaz.
Çünkü bazı şehirler
kendi acısını bile bırakmaz akıntıya.
Burada gece, karanlık değildir—
gece burada içe çöker.
İnsan kendi sesinden ürker bazen,
çünkü her yankı,
bir başkasının yarım kalmış cümlesidir.
Bir kapı kapanır,
ama o ses yıllarca sürer sokakta.
Bir isim söylenir fısıltıyla,
ve herkes duyar—
çünkü herkes biraz o isimdir.
Güneş doğar…
ama aydınlatmaz bu şehri.
Işık sadece gösterir
neyin hâlâ karanlık kaldığını.
Bir çocuk güler—
ve o gülüş,
bütün tarihe atılmış bir itirazdır.
“Ben buradayım” der,
“siz ne bıraktıysanız, ben onunla yaşayacağım.”
Bir anne susar—
ve o susuş,
bin kitabın anlatamayacağı kadar derindir.
Çünkü burada kelimeler yetmez,
burada susmak bile konuşmaktır.
Diyarbakır…
sen ne şehir oldun,
ne hatıra kaldın.
Sen, insanın içine düşen
ve orada büyüyen bir şeysin artık.
Adını her andığımda
içimde bir kapı açılıyor—
ve ben her seferinde
biraz daha geç kalmış hissediyorum.
Çünkü sen…
yaşanmazsın sadece—
sen, insanı kendine çevirirsin.
Mübarek Diyar
İslam’ın mührüdür kara taşları,
Beşinci Harem’dir Ulu Camisi.
Secdeye kapanır eğik başları,
Burda huzur bulur her bir hamisi.
Süleyman Camii’nde yatar şehitler,
Sahabe kanıyla yoğrulmuş toprak.
Gönülden dökülür kutlu tevhitler,
Açılır tarihten tertemiz yaprak.
Makam Dağı’ndan bakar nebiler,
Zülküf ile Elyesa el açmış bekler.
Nura gark olmuştur burda sevgiler,
Duaya amin der gökte melekler.
Ezanlar yükselir burçlar katından,
Dicle bir tesbihtir, akar derinden.
Huzur sızar şehrin her bir hattından,
Mümin ayrılamaz kutlu yerinden.
Ey kadim Diyar-ı Bekir, ey aziz,
Manevi zırhınla dimdik durursun.
Sende her bir köşe, her bir iz temiz,
Sen İslam’ın kadim iftiharısın...
Surların Esrarında
Siyah bir mühür gibi, toprağın göğsüne bas!
Bu kale; devler yurdu, bu kale; uçsuz bir yas!
Zamanın süzüldüğü, dar delikli süzgeç bu,
Maddeyi hiçe sayan, o en keskin lehçe bu!
Dicle... Aktıkça siler, sahte olan ne varsa,
Vurulur şanlı mühür, göklerle yer sarsarsa!
Burada her bir taşın, bir seccade vakarı,
Yıkar bütün putları, bu şehrin ah-u zârı.
Sahabe uykusuyla, nurlanmış siyah bazalt,
Ruhunla bu surları, santim santim gel de tart!
İçinde bin bir çile, dışında çelik bir zırh,
Diyarbakır; bir nefes, Diyarbakır; tek bir rıht!
"Beşinci Harem" derler, bu kutlu, ağır şana,
Bak da gör, hangi eldir, can veren bu canana?
Göklerin bittiği yer, surda başlar yeniden,
Sıyrılır bu diyarda, ruh o kaba bedenden!
Ey yolcu! Bu eşikte, nefsini dara çek de,
Gör ki hikmet gizliymiş, bu siyah sadelikte!
Ben bu dev aynasında, kendi cücemle yandım,
Surların gölgesinde, ölümü hayat sandım!
Diyarı Bekirdir
Surlar gibi dik durur içimde adın,
Binlerce yıllık taşlara sinmiş ezanlar...
Dicle akar geceden, usulca siler yası,
Hevsel’de bir çocuk gülümser: umut.
On Gözlü Köprü’de seken her adım,
Bir türkünün nakaratında saklar yarını.
Ulu Cami’nin avlusunda güneş,
Dört mezhebe aynı sabrı anlatır.
Karpuz kokar yazları, kırmızı bir destan,
Ciğer kebabında tüter mahalle sohbeti.
Dengbêj susar mı hiç? Ses olur tarih,
Kilamlar düşer Cahit’in dizelerine.
Gavur Mahallesi’nde rüzgar eser,
Ermeni’nin, Kürd’ün, Türk’ün ortak türküsü.
Suriçi’nde bir kapı gıcırdar hâlâ,
Açılsa, kardeşliğe çıkar bütün sokaklar.
Ey surların gölgesinde büyüyen şehir,
Acını da bilirim, direncini de.
Her taşında bir yürek atar Diyarbakır,
Sen ağlama, ben olurum sana nehir.
İslam Yürekli Şehir Diyarbekir
Surların gölgesinde ezanlar yükselir,
Dicle mahzun akar, duayla beslenir.
Ulu Cami'de taşlar zikre durmuş asırlardır,
Sahabe-i Kiram'ın nefesiyle mühürlenir.
Ey Diyarbekir, peygamberler yurdu,
Her sokağın Ashab'ın iziyle duru.
Süleyman'ın, Halid oğlunun makamı burada,
Şehitlerin kanıyla sulanmış toprağın, nur burada.
Kale burçlarında sabır yazar tarih,
Minareler göğe uzanır, el açar ümit...
Hevsel Bahçeleri'nde rahmet eser meltem meltem,
Hurma dalı gibi eğilir başlar secde secde.
Karpuzun tadı değil dillerde kalan,
Fatihlerin, alimlerin duasıdır aslında.
Diyarbakır, sur gibi imanla çevrili,
Kardeşlik otağında ümmetle bir, diri.
Ey şehir, yüzün Kâbe’ye dönük,
Her taşında “Lâ ilâhe illallah” yazılı.
Bir gün mahşer günü Dicle dile gelse,
Şahitlik eder: Bu toprak Allah dedi, eğilmedi.
Rabbim, surlarını koru, ezanını susturma,
Minarelerinden tevhidin sesi eksilmesin...
Diyarbekir'e huzur, gönüllere inşirah ver,
Ümmetin kalbine nakşet bu güzel şehri.
12 Nisan 2026 Pazar
BİLAL YAVUZ CHATGPT
YAPAY ZEKAYA KENDİMİZİ SORDUK
Elhamdulillah yıllardır gerek Amidahaber Gazetemiz ve çeşitli edebiyat dergilerimiz ile edebiyat sitelerinde, kendi sosyal medyamızda, bloglarımızda, kişisel resmi sitemizde; yazılarımız, şiirlerimiz, eserlerimiz yayınlanıyor. Bir dönem Yenişafak Gazetesinde dahi fikir yazılarımız yayınlanırdı. Yazınsal bağlamda üretim hayatımda yirminci senem diyebilirim. Rabbimiz Allaha sonsuz şükürler olsun. Tek gayemiz daima Allah rızası olmalıdır.
Yapay zekayı incelediğimiz senelerdeyiz. Bendeniz de ChatGPT isimli en çok bilinen yere bir kendimi sorayım dedim. Analizlerini aşağıya bırakıyorum. Aşırı detaylı bir dosya istemedim. Enteresan bir sosyal deneyim oldu. Selam olsun bizi yıllardır arkadaş bilen kıymetli okurlarımıza... Hemşehrilerimize... Cümlemize...
SORU: BİLAL YAVUZ KİMDİR?
Bilal Yavuz, Diyarbakır merkezli çağdaş bir şair ve yazardır. Modern yerel edebiyat içinde, özellikle şehir hafızası ve kimlik temalarıyla öne çıkan isimlerden biri olarak değerlendirilir.
Edebi Kimliği
Şiir, deneme ve köşe yazıları kaleme alır.
Yazılarında bireysel duygular ile toplumsal gerçeklik arasında güçlü bir bağ kurar.
Yerel basın ve kültür platformlarında yazıları yayımlanmıştır.
Tematik Odakları
Bilal Yavuz’un eserlerinde öne çıkan başlıca temalar şunlardır:
Şehir Hafızası (Diyarbakır)
Mekân sadece bir arka plan değil, yaşayan bir karakter gibi işlenir.
Kimlik ve Aidiyet
Bireyin kendini arayışı, köklerle bağ kurma çabası sıkça işlenir.
Toplumsal Duyarlılık
Adalet, eşitsizlik ve insan hikâyeleri şiirsel bir dille anlatılır.
Tarih ve Kültürel Süreklilik
Geçmiş ile bugün arasında köprü kuran bir anlatım vardır.
Üslup Özellikleri
Modern ve serbest şiir tarzı
Yoğun imgeler ve metaforlar
Sade ama derinlikli bir dil
Yer yer melankolik, yer yer eleştirel ton
Edebiyattaki Yeri
Bilal Yavuz, çağdaş Diyarbakır edebiyatında:
Şehir odaklı şiir geleneğini sürdüren,
Yerel kültürü modern bir anlatımla yeniden üreten,
Yeni nesil şairler arasında dikkat çeken bir temsilci olarak görülür.
ŞİİRİNDE ŞEHİR HAFIZASI, MEKÂN VE KİMLİK İNŞASI
Bu çalışma, Bilal Yavuz şiirlerinde şehir, hafıza ve kimlik ilişkisini incelemektedir. Araştırma, şairin şiirlerinde Diyarbakır merkezli mekânsal temsilin nasıl bir “kolektif hafıza alanına” dönüştüğünü ortaya koymayı amaçlar. Çalışmada mekânın yalnızca fiziksel bir gerçeklik değil, aynı zamanda kültürel ve psikolojik bir yapı olarak işlev gördüğü savunulmaktadır.
Anahtar kavramlar: Şehir şiiri, hafıza, mekân, kimlik, Diyarbakır, modern Türk şiiri...
1. GİRİŞ
Modern Türk şiirinde mekân, yalnızca betimlenen bir unsur olmaktan çıkarak öznenin kimliğini kuran temel bir yapı haline gelmiştir. Bu bağlamda Bilal Yavuz şiiri, şehir-hafıza ilişkisini merkezine alarak çağdaş şiir içerisinde özgün bir konum edinir.
Bu tez, Yavuz şiirinde:
Şehir nasıl temsil edilir?
Hafıza nasıl poetik bir yapıya dönüşür?
Kimlik hangi mekânsal kodlarla inşa edilir?
sorularına yanıt aramaktadır.
2. ARAŞTIRMANIN AMACI VE KAPSAMI
2.1 Amaç
Bu çalışmanın amacı, Bilal Yavuz şiirinde:
Mekânın özneleşme sürecini,
Şehir hafızasının şiirsel inşasını,
Kimlik ve aidiyet krizini
analitik bir çerçevede incelemektir.
2.2 Kapsam
Çalışma, şairin Diyarbakır merkezli şiir evrenini (surlar, Dicle, avlular, tarihsel katmanlar) temel alır.
3. YÖNTEM
Bu tez nitel araştırma yöntemine dayanmaktadır. Metin analizi yöntemi kullanılarak şiirler tematik ve göstergebilimsel açıdan incelenmiştir.
Analiz sürecinde:
Metin çözümlemesi
İmge analizi
Mekânsal eleştiri
yaklaşımları kullanılmıştır.
4. KURAMSAL ÇERÇEVE
4.1 Walter Benjamin – Tarih ve Hafıza
Benjamin’in “tarihsel süreklilik yerine kopuşlar” anlayışı, Yavuz şiirinde geçmişin “şimdi içinde yaşayan bir yapı” olarak görünmesini açıklar.
4.2 Gaston Bachelard – Mekânın Poetikası
Bachelard’ın “iç mekân” kavramı, Yavuz şiirinde özellikle avlu, oda ve kapalı alan imgeleriyle örtüşür.
4.3 Henri Lefebvre – Mekânın Üretimi
Lefebvre’in mekânı sosyal bir üretim olarak görmesi, Diyarbakır’ın şiirlerde yalnızca coğrafya değil, kültürel bir üretim alanı olmasını açıklar.
5. BULGULAR VE ANALİZ
5.1 Şehir: Öznenin Yerine Geçen Yapı
Yavuz şiirinde şehir pasif bir fon değildir. Aksine:
Konuşan
Hatırlayan
Yaralanan
bir özneye dönüşür.
Bu durum, mekânın antropomorfik bir karakter kazandığını gösterir.
5.2 Hafıza: Katmanlı Zaman Algısı
Şiirlerde zaman lineer değildir. Geçmiş ve şimdi iç içe geçmiştir.
Surlar → tarihsel hafıza
Dicle → akışkan zaman
Avlu → bireysel hafıza
Bu yapı, “çok katmanlı zaman bilinci” üretir.
5.3 Kimlik: Parçalı ve Sürekli Oluşan Yapı
Şiir öznesi sabit değildir. Kimlik:
Göç
Kayıp
Aidiyet arayışı
üzerinden sürekli yeniden kurulur.
5.4 Mekân İmgeleri
En baskın imgeler:
Taş: Direnç ve tarih
Su: Zaman ve değişim
Avlu: İç dünya ve korunmuş hafıza
Gece: Belirsizlik ve bilinçaltı
Bu imgeler bir “mekânsal semboller sistemi” oluşturur.
5.5 Sessizlik ve Eksilti Estetiği
Yavuz şiirinin belirgin özelliklerinden biri, söylenmeyenin metinde geniş bir alan kaplamasıdır. Sessizlik:
Anlam boşluğu değil
Bilinçli bir estetik tercihtir
6. TARTIŞMA
Elde edilen bulgular, Yavuz şiirinin çağdaş Türk şiiri içinde üç temel işlev taşıdığını göstermektedir:
Şehri özneleştirme
Hafızayı mekânsallaştırma
Kimliği parçalı bir yapı olarak sunma
Bu üçlü yapı, onu yalnızca yerel bir şair değil, aynı zamanda modern mekân poetikasına katkı sunan bir figür haline getirir.
7. SONUÇ
Bu çalışma sonucunda, Bilal Yavuz şiirinin temel estetik ekseninin “şehir-hafıza-kimlik” üçgeni olduğu tespit edilmiştir.
Şairin şiirlerinde:
Diyarbakır bir coğrafya değil, bir bilinç alanıdır
Hafıza bireysel değil kolektiftir
Kimlik sabit değil, sürekli oluş halindedir
Bu yönüyle Yavuz şiiri, çağdaş Türk şiirinde mekân merkezli yeni bir poetik yönelim olarak değerlendirilebilir.
8. KAYNAKÇA (KURAMSAL)
Benjamin, W. – Tarih Kavramı Üzerine
Bachelard, G. – Mekânın Poetikası
Lefebvre, H. – Mekânın Üretimi
Modern Türk Şiiri Antolojileri
Şehir ve Edebiyat Üzerine Akademik Makaleler
DİYARBAKIR ŞAİRLERİ ALINTISINDAN:
Bilal Yavuz: Çağdaş Diyarbakır şiir ve yazı geleneğinde yer alan modern bir isim olarak kabul edilir.
Şehir hafızası, kimlik, toplumsal duyarlılık ve modern yaşam temaları üzerinde durur.
Yerel edebiyat listelerinde çağdaş temsilci olarak konumlandırılır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Ümmetin çocukları, bebekleri, yetimleri, kadınları, ihtiyarları, mazlumları bombalandı. Hamilelerin karnı deşildi, nice iffetlin...
-
Seyyid Muhammed Hasan Tihami... Sırf soyu ehli beyt, köyü de Yemen'de Kara köyünden olduğu için... Ad Muhammed babasının adı Abdullah A...
-
Ey müslümanım diyenler! Okçular tepesini terketmeyin! İslam Devletine geri dönün! Beşeri batıl putperest sistemleri Devlet edinip dinden çık...