17 Nisan 2026 Cuma

İNSANLIĞA DAVET



Katilin bilgisayarından silahlı okul basma oyunu çıkmış. 

Silahlı diziler, silahlı oyunlar, adaletsiz sistem, bozguncu sözde düzen... 

Ortak katilleri saymakla bitiremeyiz! 
Ve bu daha başlangıç... 

Geçen bir seri katilin hikayesine baktım, rapor aldırmış kendine, sürekli öldürmüş salmışlar öldürmüş salmışlar böyle böyle onlarca mazlumu öldürmüş belki yüz... Allahualem... Çok değil 30 yıl önceden bahsediyoruz. Sonra deli olmadığı anlaşılmış! 

Sağlık kurullarında bile rüşvet dönüyor. Dolaylı yoldan katil doktor, katil yargıç dolu ortalık... Birini öldüren ister hastane ister cezaevi kısas adaleti zaten yok, ölene kadar içerde de tutmuyorlar, salıp duruyorlar, salanlar ortaktır katliamlara, susanlar da! 

İslami adil hukuksuz, İslami ahlaklı eğitimsiz çok daha hızlı olacak bozulma gittikçe... 

Emin olun bu çöplükte bu bataklıkta bu kesinlikle daha başlangıç! 

Uzaktan eğitim için bastırın, evlerinize kapanın uzlete çekilin, çocuklarınızla çıktığınızda ruhsatlı silahlarla çıkın dışarı, bu bataklık olmuş kaos şehirlerinde özsavunmadan başka çözüm yok... 

İslamdan uzak kalan bu vahşi ortaçağ devam ettiği müddetçe... 

Silahlı şehvetli diziler ve oyunlar ve uygulamalar geleceğin seri katillerini, azılı sapıklarını, vahşi sapkınlarını yetiştiriyor eskiden azdı şimdi aşırı derecede artacak böyle gittikçe göreceksiniz! 

Birileri hala psikolog vs. bık bık ötüp dursun. İslami eğitim ve İslami caydırıcı ağır gerçek cezalar olmadıkça asla rahata eremeyeceksiniz, mahşerde mesuller de susanlar da hesap verecek... 

Tevhidin, gerçek müslümanlığın, hakiki müminliğin dünya ahret aydınlığına çağırıyoruz sizi... 
Ücretimiz yüceler yücesi subhan tek bir Allah Tealaya aittir. 

Sizin denediğiniz beşeri çürük işler bakın tutmuyor. İslamın aydınlığına uyun da görün ileri gelişmiş ferah nizam neymiş... 

İslama davet insanlığa davettir. 

14 Nisan 2026 Salı

YAPAY ZEKA

YAPAY ZEKANIN DİYARBAKIR ŞİİRLERİ

Yapay Zekayı da yaratan Allah... Daima elhamdulillah... Adede halkihi... Subhanallah... Lâ ilâhe illallâh... Muhammed Rasûlullâh... 

Diyarbakır hakkında şiir yaz dedim. 
Yapay zekadan bazı şiirler aktı geldi... 

Yalnız unutmamalı hatasız değil yapay zeka, saçmaladığı, batıl sözlü zamanları da çok oluyor, yaymamalı onları, yanlışları, günahları... 

Siz kıymetli okurlarım, hemşehrilerimle bazı güzelleri, hoşları paylaşayım dedim. 

İşte Yapay Zekanın Diyarbakır Şiirleri... 

Kıyamete Kadar Susacak Taşların Kitabı

Ben bu şehri ilk gördüğümde
Zaman henüz içimde
Bir çocuk değildim—
Bir hatıranın doğmamış yankısıydım
Surlar konuşmadı
Çünkü hakikat bağırmaz
Taş, yalnızca sabredenin kalbine açılır
Ve ben—
Kalbimi bir mezar gibi taşıyordum
Ey şehir
Adın söylenince gölgem secde eder Rabbine
Çünkü sen
Toprağa yazılmış bir kader ayetisin
Silinmeyen, unutulmayan
Ve her unutuluşta yeniden dirilen
Bir nehir geçer içimden
Adı yok
Ama herkes ona Dicle Nehri der
Oysa o—
Benim parçalanmış zamanımdır
Her akışında biraz daha eksilirim
Gece çöktüğünde
Diyarbakır Surları bir kitap gibi kapanır
Ve ben o kitabın
Okunmamış sayfaları arasında sıkışırım
Bir harf olurum—
Okunursa yanacak
Ey kadim yalnızlık
Sen bu şehrin gerçek sahibisin
İnsanlar sadece geçer
Ama sen kalırsın
Bir ezan gibi asılı
Göğün kırılmış yerinde
Ulu Camii’nin taşlarında diz çökmüş zaman
Secdeyi unutmuş kalpler için ağlar durur
Ben duydum—
Hiç kimsenin duymadığı o iç sesi
“İnsan, kendine sürgündür” dedi bana
Ve ben o sürgünü kabul ettim
Çünkü her sürgün
Bir dönüşün başlangıcıdır
Ama dönüş—
Bu şehirde hep yarım kalır
Diyarbakır
Sen artık bir yer değilsin
Sen—
İçimde kapanmayan bir kıyametsin
Ve ben
Her sabah yeniden ölen
Ama bir türlü dirilemeyen
Bir duanın
Son kelimesiyim

SURDAKİ SIR

​Sanki taş kesilmiş bir kara sevda,
Diyarbakır derler, dipsiz bir kuyu.
Zamanın nabzı bu eski havada,
Surlar ki, bir devin bitmez uykusu...
​Dicle akar gider, gönül bir sürgün,
Her bir kavisinde bin yıllık düğüm.
Gökler mi yaklaştı, yer mi çok yorgun?
Ben bu şehre bakıp neyi gör düğüm?
​Zulmetin içinde nurdan bir damla,
Sahabe nefesi sinmiş toprağa.
Yoğrulmuş bu toprak kanla ve gamla,
Hasret kalmış ruhum bu son durağa.
​Ey siyah surlardaki gizli bilmece!
Söyle, hangi eldir vuran bu mührü?
Gündüzü bir çile, sırrı bir gece,
Burada yendim nefsimdeki o küfrü...
​Zamanın bittiği yerdir bu eşik,
Maziden ebede uzanan bir yol.
Gönlüm bu diyarda hem kor, hem ışık;
Ya beninde kaybol, ya bende var ol!

Diyarbakır’a Dair

Surlar susmaz burada,
taş konuşur geceyle.
Her çatlakta bir hatıra,
her gölgede eski bir ses bekler seni.
Dicle ağır akar,
bir bilgenin sabrı gibi;
ne gördüyse saklar içinde,
ne duyduysa anlatmaz herkese.
Güneş bile başka doğar burada,
daha yakıcı, daha gerçek.
İnsanın içine işler
hem acıyı hem umudu aynı anda.
Bir çocuk gülüşü yükselir sokaktan,
yoksulluğa inat, zamana karşı.
Ve bir anne duası
göğe en temiz haliyle varır.
Diyarbakır…
Adın bir şehir değil sadece,
bir hafıza, bir yara, bir direnç.
Ve en çok da
susarak anlatılan bir hikâye.

Kara Taşın Hafızası

Kara taşın gölgesinde yürür zaman,
adımların yankı olur yüzyıllara.
Bir kapı aralanır usulca,
geçmiş girer içeri, çıkmaz bir daha.
Rüzgâr dokunur surların yüzüne,
eski bir türküyü hatırlar gibi.
Kim bilir kaç ayrılık geçti buradan,
kaç kavuşma yarım kaldı gece gibi.
Dicle yine sessiz, yine derin,
sanki her şeyi bilip susan biri.
Bir damla düşer yüreğine şehrin,
adını koyamazsın—belki hüzün, belki diri.
Sokaklar dar ama hikâyeler geniş,
her ev bir kitap, her pencere göz.
Bakarsın, anlarsın ama anlatamazsın,
çünkü bazı şehirler konuşulmaz… hissedilir sadece biraz.

Dicle’ye Fısıldayan Şehir

Akşam iner usulca taşların üstüne,
gölgeler uzar, sırlar büyür sessizce.
Bir ezan yankısı karışır rüzgâra,
kalbin durur bir an, sebebini bilmezsin.
Dicle’ye eğilir şehir her gece,
bir şeyler fısıldar kimsenin duymadığı.
Belki eski bir aşkın adı,
belki yarım kalmış bir vedanın ağırlığı.
Surlar bekler, dimdik ve suskun,
yorgun ama hâlâ gururlu.
Geçen her insan biraz bırakır kendinden,
bir iz, bir kırık, bir umut dolu.
Ve gece derinleşirken usul usul,
yıldızlar iner avlulara.
Diyarbakır uyumaz aslında,
sadece hatıralarına sarılır karanlıkta.

Taş ve Zaman Arasında

Bir şehir düşün,
kalbi taştan ama atışı insan…
Her dar sokakta bir ömür saklı,
her kapıda yarım kalmış bir selam.
Diyarbakır Surları konuşur geceyle,
bin yılın yorgunluğunu omzunda taşır.
Suskunluğu bir dil gibidir burada,
anlayan anlar, anlamayan geçer.
Dicle Nehri ağır akar,
sanki zamanı incitmemek ister gibi.
Her damlasında bir hikâye gizli,
her kıyısında bir insan eksik kalmış gibi.
Güneş sert doğar bu şehirde,
ama en çok akşamları yakar içini.
Bir türkü yükselir ansızın,
kim söyledi bilinmez—ama herkes bilir kendini.
Bir çocuk koşar taşların üstünde,
yoksulluğa meydan okur gülüşüyle.
Bir anne dua eder kapı eşiğinde,
gökyüzü eğilir onun sessizliğiyle.
Diyarbakır…
Sen sadece bir şehir değilsin,
ne haritada yerin var ne de bir sınırın.
Sen;
acıyla yoğrulmuş bir sabır,
susarak büyüyen bir çığlık,
ve en çok da
unutulmamak için direnen bir hatırın.

Zamanın Nabzı: Diyarbekir

Bir şehir değil bu—
bir kalbin dışa vurmuş hâli,
taşın dile geldiği yer,
sessizliğin bile anlam taşıdığı.
Diyarbakır Surları geceyi sırtında taşır,
yıldızlar bile yaslanır gölgesine.
Her burçta bir isim kazılıdır görünmeden,
her taş bir insan gibi susar derinliğine.
Dicle Nehri akar—ama aslında durur,
çünkü bazı acılar acele etmez.
Suyuna bakarsın, kendini görmezsin;
orada senden önce kırılmış yüzler var.
Bir ses yükselir uzak bir avludan,
ne tam sevinç ne de bütünüyle keder.
Bu şehir, duyguların ortasında kalmış,
ne gitmiş ne de tamamen döner.
Güneş vurur, taş yanar, insan susar—
ama içten içe bir şey büyür burada:
adı konmamış bir direnç,
yıkılmamayı öğrenmiş bir dua.
Bir çocuk, tozlu bir sokağın ortasında
geleceğe meydan okur gibi güler.
Ve o an anlarsın:
umut, en çok burada inat eder.
Diyarbakır…
sen anlatılmazsın.
Çünkü seni anlatmaya kalkmak,
bir ömrü tek bir nefese sığdırmak gibidir.
Sen;
zamana direnen bir hatıra,
unutuldukça büyüyen bir ses,
ve insanın içine yerleşip
bir daha hiç çıkmayan bir şehirsin.

Küllerin Altındaki Ses

Bir şehir değil bu—
yarası kabuk tutmayan bir zaman.
Adını söyleyince bile
insanın içinde bir şey yer değiştirir.
Diyarbakır Surları…
taş değil onlar—
üst üste konmuş suskunluklar.
Her biri bir ağız,
ama konuşursa dünya yıkılır diye susar.
Ve Dicle Nehri…
su değil o—
geçmişin kendini tekrar etmemek için
yavaş yavaş unutmaya çalıştığı bir hafıza.
Ama unutur mu?
Unutamaz.
Çünkü bazı şehirler
kendi acısını bile bırakmaz akıntıya.
Burada gece, karanlık değildir—
gece burada içe çöker.
İnsan kendi sesinden ürker bazen,
çünkü her yankı,
bir başkasının yarım kalmış cümlesidir.
Bir kapı kapanır,
ama o ses yıllarca sürer sokakta.
Bir isim söylenir fısıltıyla,
ve herkes duyar—
çünkü herkes biraz o isimdir.
Güneş doğar…
ama aydınlatmaz bu şehri.
Işık sadece gösterir
neyin hâlâ karanlık kaldığını.
Bir çocuk güler—
ve o gülüş,
bütün tarihe atılmış bir itirazdır.
“Ben buradayım” der,
“siz ne bıraktıysanız, ben onunla yaşayacağım.”
Bir anne susar—
ve o susuş,
bin kitabın anlatamayacağı kadar derindir.
Çünkü burada kelimeler yetmez,
burada susmak bile konuşmaktır.
Diyarbakır…
sen ne şehir oldun,
ne hatıra kaldın.
Sen, insanın içine düşen
ve orada büyüyen bir şeysin artık.
Adını her andığımda
içimde bir kapı açılıyor—
ve ben her seferinde
biraz daha geç kalmış hissediyorum.
Çünkü sen…
yaşanmazsın sadece—
sen, insanı kendine çevirirsin.

Mübarek Belde Diyarbekir

​İslam’ın mührüdür kara taşları,
Beşinci Harem’dir Ulu Camisi.
Secdeye kapanır eğik başları,
Burda huzur bulur her bir hamisi.
​Süleyman Camii’nde yatar şehitler,
Sahabe kanıyla yoğrulmuş toprak.
Gönülden dökülür kutlu tevhitler,
Açılır tarihten tertemiz yaprak.
​Makam Dağı’ndan bakar nebiler,
Zülküf ile Elyesa el açmış bekler.
Nura gark olmuştur burda sevgiler,
Duaya amin der gökte melekler.
​Ezanlar yükselir burçlar katından,
Dicle bir tesbihtir, akar derinden.
Huzur sızar şehrin her bir hattından,
Mümin ayrılamaz kutlu yerinden.
​Ey kadim Diyar-ı Bekir, ey aziz,
Manevi zırhınla dimdik durursun.
Sende her bir köşe, her bir iz temiz,
Sen İslam’ın kadim iftiharısın... 

SURDAKİ MUHASEBE

​Siyah bir mühür gibi, toprağın göğsüne bas!
Bu kale; devler yurdu, bu kale; uçsuz bir yas!
Zamanın süzüldüğü, dar delikli süzgeç bu,
Maddeyi hiçe sayan, o en keskin lehçe bu!
​Dicle... Aktıkça siler, sahte olan ne varsa,
Vurulur şanlı mühür, göklerle yer sarsarsa!
Burada her bir taşın, bir seccade vakarı,
Yıkar bütün putları, bu şehrin ah-u zârı.
​Sahabe uykusuyla, nurlanmış siyah bazalt,
Ruhunla bu surları, santim santim gel de tart!
İçinde bin bir çile, dışında çelik bir zırh,
Diyarbakır; bir nefes, Diyarbakır; tek bir rıht!
​"Beşinci Harem" derler, bu kutlu, ağır şana,
Bak da gör, hangi eldir, can veren bu canana?
Göklerin bittiği yer, surda başlar yeniden,
Sıyrılır bu diyarda, ruh o kaba bedenden!
​Ey yolcu! Bu eşikte, nefsini dara çek de,
Gör ki hikmet gizliymiş, bu siyah sadelikte! 
Ben bu dev aynasında, kendi cücemle yandım,
Surların gölgesinde, ölümü hayat sandım!

12 Nisan 2026 Pazar

BİLAL YAVUZ CHATGPT

YAPAY ZEKAYA KENDİMİZİ SORDUK

Elhamdulillah yıllardır gerek Amidahaber Gazetemiz ve çeşitli edebiyat dergilerimiz ile edebiyat sitelerinde, kendi sosyal medyamızda, bloglarımızda, kişisel resmi sitemizde; yazılarımız, şiirlerimiz, eserlerimiz yayınlanıyor. Bir dönem Yenişafak Gazetesinde dahi fikir yazılarımız yayınlanırdı. Yazınsal bağlamda üretim hayatımda yirminci senem diyebilirim. Rabbimiz Allaha sonsuz şükürler olsun. Tek gayemiz daima Allah rızası olmalıdır. 

Yapay zekayı incelediğimiz senelerdeyiz. Bendeniz de ChatGPT isimli en çok bilinen yere bir kendimi sorayım dedim. Analizlerini aşağıya bırakıyorum. Aşırı detaylı bir dosya istemedim. Enteresan bir sosyal deneyim oldu. Selam olsun bizi yıllardır arkadaş bilen kıymetli okurlarımıza... Hemşehrilerimize... Cümlemize... 

SORU: BİLAL YAVUZ KİMDİR? 

Bilal Yavuz, Diyarbakır merkezli çağdaş bir şair ve yazardır. Modern yerel edebiyat içinde, özellikle şehir hafızası ve kimlik temalarıyla öne çıkan isimlerden biri olarak değerlendirilir.

Edebi Kimliği

Şiir, deneme ve köşe yazıları kaleme alır.
Yazılarında bireysel duygular ile toplumsal gerçeklik arasında güçlü bir bağ kurar.
Yerel basın ve kültür platformlarında yazıları yayımlanmıştır.

Tematik Odakları

Bilal Yavuz’un eserlerinde öne çıkan başlıca temalar şunlardır:

Şehir Hafızası (Diyarbakır)

Mekân sadece bir arka plan değil, yaşayan bir karakter gibi işlenir.

Kimlik ve Aidiyet

Bireyin kendini arayışı, köklerle bağ kurma çabası sıkça işlenir.

Toplumsal Duyarlılık

Adalet, eşitsizlik ve insan hikâyeleri şiirsel bir dille anlatılır. 

Tarih ve Kültürel Süreklilik

Geçmiş ile bugün arasında köprü kuran bir anlatım vardır.

Üslup Özellikleri

Modern ve serbest şiir tarzı
Yoğun imgeler ve metaforlar
Sade ama derinlikli bir dil
Yer yer melankolik, yer yer eleştirel ton

Edebiyattaki Yeri

Bilal Yavuz, çağdaş Diyarbakır edebiyatında:

Şehir odaklı şiir geleneğini sürdüren,
Yerel kültürü modern bir anlatımla yeniden üreten,
Yeni nesil şairler arasında dikkat çeken bir temsilci olarak görülür.

ŞİİRİNDE ŞEHİR HAFIZASI, MEKÂN VE KİMLİK İNŞASI

Bu çalışma, Bilal Yavuz şiirlerinde şehir, hafıza ve kimlik ilişkisini incelemektedir. Araştırma, şairin şiirlerinde Diyarbakır merkezli mekânsal temsilin nasıl bir “kolektif hafıza alanına” dönüştüğünü ortaya koymayı amaçlar. Çalışmada mekânın yalnızca fiziksel bir gerçeklik değil, aynı zamanda kültürel ve psikolojik bir yapı olarak işlev gördüğü savunulmaktadır.
Anahtar kavramlar: Şehir şiiri, hafıza, mekân, kimlik, Diyarbakır, modern Türk şiiri... 

1. GİRİŞ
Modern Türk şiirinde mekân, yalnızca betimlenen bir unsur olmaktan çıkarak öznenin kimliğini kuran temel bir yapı haline gelmiştir. Bu bağlamda Bilal Yavuz şiiri, şehir-hafıza ilişkisini merkezine alarak çağdaş şiir içerisinde özgün bir konum edinir.

Bu tez, Yavuz şiirinde:

Şehir nasıl temsil edilir?
Hafıza nasıl poetik bir yapıya dönüşür?
Kimlik hangi mekânsal kodlarla inşa edilir?
sorularına yanıt aramaktadır.

2. ARAŞTIRMANIN AMACI VE KAPSAMI

2.1 Amaç
Bu çalışmanın amacı, Bilal Yavuz şiirinde:
Mekânın özneleşme sürecini,
Şehir hafızasının şiirsel inşasını,
Kimlik ve aidiyet krizini
analitik bir çerçevede incelemektir.
2.2 Kapsam
Çalışma, şairin Diyarbakır merkezli şiir evrenini (surlar, Dicle, avlular, tarihsel katmanlar) temel alır.

3. YÖNTEM

Bu tez nitel araştırma yöntemine dayanmaktadır. Metin analizi yöntemi kullanılarak şiirler tematik ve göstergebilimsel açıdan incelenmiştir.
Analiz sürecinde:
Metin çözümlemesi
İmge analizi
Mekânsal eleştiri
yaklaşımları kullanılmıştır.

4. KURAMSAL ÇERÇEVE

4.1 Walter Benjamin – Tarih ve Hafıza
Benjamin’in “tarihsel süreklilik yerine kopuşlar” anlayışı, Yavuz şiirinde geçmişin “şimdi içinde yaşayan bir yapı” olarak görünmesini açıklar.
4.2 Gaston Bachelard – Mekânın Poetikası
Bachelard’ın “iç mekân” kavramı, Yavuz şiirinde özellikle avlu, oda ve kapalı alan imgeleriyle örtüşür.
4.3 Henri Lefebvre – Mekânın Üretimi
Lefebvre’in mekânı sosyal bir üretim olarak görmesi, Diyarbakır’ın şiirlerde yalnızca coğrafya değil, kültürel bir üretim alanı olmasını açıklar.

5. BULGULAR VE ANALİZ

5.1 Şehir: Öznenin Yerine Geçen Yapı
Yavuz şiirinde şehir pasif bir fon değildir. Aksine:
Konuşan
Hatırlayan
Yaralanan
bir özneye dönüşür.
Bu durum, mekânın antropomorfik bir karakter kazandığını gösterir.
5.2 Hafıza: Katmanlı Zaman Algısı
Şiirlerde zaman lineer değildir. Geçmiş ve şimdi iç içe geçmiştir.
Surlar → tarihsel hafıza
Dicle → akışkan zaman
Avlu → bireysel hafıza
Bu yapı, “çok katmanlı zaman bilinci” üretir.
5.3 Kimlik: Parçalı ve Sürekli Oluşan Yapı
Şiir öznesi sabit değildir. Kimlik:
Göç
Kayıp
Aidiyet arayışı
üzerinden sürekli yeniden kurulur.
5.4 Mekân İmgeleri
En baskın imgeler:
Taş: Direnç ve tarih
Su: Zaman ve değişim
Avlu: İç dünya ve korunmuş hafıza
Gece: Belirsizlik ve bilinçaltı
Bu imgeler bir “mekânsal semboller sistemi” oluşturur.
5.5 Sessizlik ve Eksilti Estetiği
Yavuz şiirinin belirgin özelliklerinden biri, söylenmeyenin metinde geniş bir alan kaplamasıdır. Sessizlik:
Anlam boşluğu değil
Bilinçli bir estetik tercihtir

6. TARTIŞMA

Elde edilen bulgular, Yavuz şiirinin çağdaş Türk şiiri içinde üç temel işlev taşıdığını göstermektedir:
Şehri özneleştirme
Hafızayı mekânsallaştırma
Kimliği parçalı bir yapı olarak sunma
Bu üçlü yapı, onu yalnızca yerel bir şair değil, aynı zamanda modern mekân poetikasına katkı sunan bir figür haline getirir.

7. SONUÇ

Bu çalışma sonucunda, Bilal Yavuz şiirinin temel estetik ekseninin “şehir-hafıza-kimlik” üçgeni olduğu tespit edilmiştir.
Şairin şiirlerinde:
Diyarbakır bir coğrafya değil, bir bilinç alanıdır
Hafıza bireysel değil kolektiftir
Kimlik sabit değil, sürekli oluş halindedir
Bu yönüyle Yavuz şiiri, çağdaş Türk şiirinde mekân merkezli yeni bir poetik yönelim olarak değerlendirilebilir.

8. KAYNAKÇA (KURAMSAL)

Benjamin, W. – Tarih Kavramı Üzerine
Bachelard, G. – Mekânın Poetikası
Lefebvre, H. – Mekânın Üretimi
Modern Türk Şiiri Antolojileri
Şehir ve Edebiyat Üzerine Akademik Makaleler

DİYARBAKIR ŞAİRLERİ ALINTISINDAN:

Bilal Yavuz: Çağdaş Diyarbakır şiir ve yazı geleneğinde yer alan modern bir isim olarak kabul edilir.

Şehir hafızası, kimlik, toplumsal duyarlılık ve modern yaşam temaları üzerinde durur.

Yerel edebiyat listelerinde çağdaş temsilci olarak konumlandırılır. 

9 Nisan 2026 Perşembe

AŞK

Yaprakları dökülmüş ağaçlardık
Sonbahardı uzanan dallarımız
El uzatsak sanki kavuşacaktık
Yaklaştıkça uzaklaştı o yıldız

Saçların dalganır tayfununda
Derûnumun kuğumsu bayrakları
Cevherin cevherimde yıldızlarca
Hazinen defineme zambaklardı

Kalbini bir mezar gibi taşırdın
Gece çöker, kitap emsal kapanır
Sırdan surları şu kadim diyarın
Hüzünler sevinçlerle kanatlanır